“Şimdi onlar dünyanın en mutlu insanları.” dedi rehberimiz. O yola neden çıktığımı anladım. Tayland / Adını Bilmediğim Köy

Rehberimiz Nawee, tam da söylediği gibi sabahın köründe geldi pikapıyla.İki günlük bir yürüyüş için anlaştık, gece de onun köyünde kalacağız. Nereye gittiğimiz hakkında hiçbir fikrimiz yok. Italyan Mauro Abi, ben ve Nawee. Önce pazara uğrayıp sizin için yemek alacağım dedi. Benim canıma minnet, o heyecanlı heyecanlı alışverişini yaparken ben de bol bol fotoğraf çektim pazarda.

IMG_6038.JPG

IMG_6020.JPG

b3

c1.JPG

Önce asfalt yol, sonra toprak, saatlerce yol gittik, ben pikapın kasasında kah geçenlere el sallayarak, kah yatıp gökyüzünü seyrederek, kah şarkı söyleyerek…

IMG_6138.jpeg

 

IMG_6093

mae göğe bakarım

Bir köye vardık varmasına ya bu köy o köy değilmiş. Nawee’nin koyu aksanına alışana kadar baya zaman geçecek anlaşılan. Siz burada dinlenin, fotoğaraf çekin ben arabayı köye bırakıp geleceğim dedi. Pek bir şey anlamadık ve uykusuzuz. Bir aile bize evini gösterdi. Çıkıp orada uyuyun diyorlar anlaşılan. Baştan yok canım falan dediysem de Mauro abi bir köşede ben bir köşede kestirdik gitti.

IMG_6170

IMG_6230

IMG_6178

IMG_6154

IMG_6195

IMG_6180

IMG_6163

IMG_6219

IMG_6223

IMG_6224

Kaç saat geçti bilmiyorum, Nawee döndü, yürüyüş zamanı. Köyün çıkışında bir yerde Nawee’nin Ninesiyle karşılaştık.

IMG_6245

IMG_6247

 

IMG_6259

Dakka bir gol bir. Nine o yoldan gitmeyin beri taraftan gidin demiş, söylediği yolu Nawee yıllardır kullanmamış ama yine de dinleyecekmiş Nineyi. Bizim için pek bir şey fark etmiyor. Akşam eve varalım da…

IMG_6250

Sanırım birkaç saat sürdü, bir süre sonra artık sıradan bir yürüyüş olacağını çoktan kabullenmiştim bile. Olsundu, keyifliydi, her günde şaşıracak değildim ya…IMG_6236

IMG_6233

IMG_6277

IMG_6237

IMG_6232

IMG_6242

IMG_6280

collage.jpg

IMG_6353

IMG_6310IMG_6367

 

Yolun sonuna gelmiştik işte, köy göründü, son durakta birkaç kadın, birkaç çocuk. Domatesleri var hem, ben bayılırım. Bol bol fotoğraf çektim, bir tane de onlar çekti, işte orada başladı hikaye.

IMG_6408

IMG_6395

IMG_6386

IMG_6390

IMG_6397

“Şimdi onlar dünyanın en mutlu insanları” dedi Nawee. Bu iki kadın çok eski model nokia telefonlarıyla bizimle yan yana durup o fotoğrafı çektirdikten sonra.
Hayatlarında ilk kez bir yabancıyla fotoğrafları olmuş da, bugünü asla unutmayacaklarmış…
Birkaç saniye durakladım. 7-8 yaşlarındaki Hülya geldi sonra.
Kuş uçmaz kervan geçmez(di) bizim köy. Yani uçar, geçer de hep bildik kervanlar. Arkadaşım Volkan’la eve birkaç yüz metre uzaklıktaki parkta oynarken bir gün, iki Japon turist. (Evet, her çekik gözlüyü Japon ilan etme geleneğinden geliyorum ben de.)
Öyle şaşırdık ki, ağzımız bir karış açık, yaklaşmadan duramadık. Ne söyledik, ne yaptık hatırlamıyorum. Gülümsediklerini hatırlıyorum. O zamanlar bizim sokakta oynadığımız lastik toplar portakal büyüklüğünde, soluk kırmızı ve yeşil renklerde. Ceplerinden iki top çıkardılar, cevizden hallice, biri fosforlu nar çiçeği renginde, diğeri şeffaf, içinde gökkuşağı renkleri. Zıplatınca da sanki göğe varacak. O an dünyanın en güzel iki topuna sahip en şanslı iki çocuğuyduk. Sokağa döner dönmez Volkan’ın annesine anlattık.
“Teşekkür ettiniz mi? Ellerini öptünüz mü?”
Hay Allah ya, nasıl unuttuk, tabii ya eller öpülmeli. Bahçeden alel-acele leylaklar kopartıldı, koşarak parka dönüldü. Çiçekleri verdik el öpeceğiz. Ellerini biz çekiyoruz onlar çekiyor, biz çekiyoruz onlar çekiyor.
Mücadeleyi kim kazandı bilmiyorum, onlar ne hissetti bilmiyorum. O an dünyanın en mutlu çocuğuydum ben ve o anı hiç unutmadım.
Yıllar değişti, hikayenin kahramanları değişti, dünyanın iki ucunda mekanlar değişti…
İki hikaye var şimdi cebimde, ikisinde de dünyanın en mutlu insanları. Birinin sebebi lastik bir top, diğerininki eski bir cep telefonunda kırık dökük bir fotoğraf…
Var mısınız, gözlerinizi bir anlığına kapatıp, dünyanın en mutlu insanı olduğunuz anı hatırlamaya. Sizinkinin sebebi neydi?

IMG_6403

Bilmediğim bir şehirde şarkımı söyledim, aşk ertelemeye gelmez zira… / Tayland-Mae Sariang

Ah ben yine yaptım yapacağımı! Bir bilseniz nerelerdeyim!

Şimdi şöyle oluyor efendim; Tayland’a gitmeden önce plan yapmıyorsunuz. Eş dost sağ olsun yardım ediyor, gidilecek yerleri söylüyor. Sonra da siz kendinizi hiç kimsenin tavsiye etmediği ve hiç bir turistin uğramadığı küçücük bir kasabada buluyorsunuz 🙂

Sizi önce Mauro Abi ile tanıştırayım. Kendisiyle Tayland’a gelmeden önce Couchsurfing üzerinden yazışmıştık.  Chaing Maide de birkaç gün görüştük. Yılbaşının ertesi günü sabahım köründe, “ben birazdan turistlerin olmadığı bir yere gidiyorum” dedi telefonda. Haritada gözüne kimselerin adını anmadığı bir şehir kestirmiş, oraya gidip dağlarda yürüyüş yapacakmış. Kısa bir an düşündüm, neden olmasın? Ben de yarım saat içinde eşyaları toplayıp abiye yetiştim.

 3,5 saat süren minibüs yolculuğunda tek turist bizdik. Mae Sariang’tayız.

IMG_5879.jpeg

(Molada tuvaletin aynasında çektiğim bu manasız fotoğrafı çok sevdim. Ondan sebep yeri gelmiş gibi yapıp buraya iliştiriverdim 😉 )

Minibüsten, inince haritadan yol bulmaya çalışırken genç bir rahip “nereye gidiyorsunuz” dedi. Ben de İngilizce’m biraz daha iyi diye -ve sabırsız bir koç burcu olarak- abiden önce atıldım, heyecanla rahibe anlatıyorum, şu sokağa gidiyoruz da, şöyle de bir hostel arıyoruz da,  elimdeki haritayı burnuna sokacağım neredeyse. Sonunda çocuk-rahip dayanamayıp söylüyor -kocaman gülümseyerek-;

Belki haritayı yanınızdaki erkeğe verirseniz daha yakından bakabilirim.

Hay Allah, tabii ya! 🙂 Bildiğim din adamı formatından çok uzaklar ne yapayım, kadındı erkekti, yakındı, din adamıydı falan hiç aklıma bile gelmedi. Elimdekini Mauro’ya verip uzaklaşıyorum, bu sayede de fotoğraflarını çekiyorum 😉

IMG_5930.jpeg

Mae Sariang, kuş sesleri içinde çok sakin bir kasaba. Birkaç otel/pansiyon var aynı sokakta. En ucuzunu bulup yerleşiyoruz.

IMG_6661.jpeg

IMG_5971.jpeg

(Odanın manzarası 😉 )

 Yerleşir yerleşmez, sokakta gördüğümüz bir ilanın izini sürerek, bizi yürüyüşe götürebilecek rehber arayışına giriyoruz. Burada iki rehber var diyorlar. Biri tatilde, diğeri de köydedir telefonu çekmez. (Sonradan anlıyorum ki aslında bizim rehber turist olmadığından aylardır kasabaya bile uğramamış. Rehberliği bırakıp köyüne geri dönmüşmüş meğer.) Numaralarını alıp arıyorum. Ulaşabildiğim rehberin öyle ağır bir aksanı var ki telde söylediklerinin yarısından çoğunu anlamıyorum. Anladığım iki tür tur var biri bir günlük diğeri iki. Detaylarda bir türlü anlaşamayınca en sonunda,

“kardeş sen sabah gel, yüz yüze anlaşırız” diyerek kapatıyorum telefonu. Şimdi kasabanın keyfini çıkartma zamanı…

IMG_5980

(Peşine düştüğümüz ilan. Ama biz diğer rehbere ulaştık.)

Birkaç bar açık. Sokağın sessizliğinde tınlayan güzel melodiler var. Barlarda oturan üç beş kişi. Insanlar öyle içten öyle güler yüzlü ki. Bulaşıcı, benim de ağzim kulaklarimda.

IMG_5953

(Ay bu renkli şeyler de ne ola ki dedim. Arkadan dükkanın sahibi çıkıp geldiyse de İngilizce hiç bilmediğinden sadece karşılıklı güldük. Sonradan anladım dükkanda şu aşağıdaki renkli meyve suyumsuların satıldığını 😉 )

IMG_5959

IMG_5932.jpeg

IMG_5933

 

 

Maru Abi’nin yanında Lonely Planet’in Taylang kitabı var. Oradan bulduğumuz bir restorana gidiyoruz. Restoranın yolu biraz daha hareketli, restoranın kendisi de. (Lonely Planet -bence- gezginlerin kutsal kitabı. Bir çok ülke ve şehir için yazılmış, çok detaylı ve özellikle de sırt çantalılara hostelden restorana, marketten ulaşıma çok güzel bilgiler veren rehber kitaplarlar. )

IMG_5935

 

 

IMG_5937.jpeg

Yemek sonrası, barlardan kareoke yapılanına çekiştirerek götürdüm Mauro Abi’yi.

IMG_5934

IMG_5962

Üç beş kişi bir araya gelmiş, sanki ilk defaymış gibi, sanki son defaymış gibi, tadını çıkara çıkara şarkı söylüyorlar.

Yetmişlerinde bir çift, adam -muhtemelen- Amerika’lı, kadınsa -muhtemelen- Tayland’lı.

Amca sahneye çıktı, teyzenin gözlerinin içine baka baka öyle güzel bir şarkı söyledi ki…

Heyy aşk!
Gaza geldim, . Sahneye çıktım, bu güzel çifte bir minik şarkı da ben hediye ettim.

Ben bal arısı gibiydim

Senden önce

Bak pervanelere döndüm

seni görünce…

Dizlerim titredi, sesim çatladı, sözlerinden hiç bir şey anlamadılar (!) belki ama bittiğinde amca gözleri dolu dolu geldi yanıma,

 “Ne güzel, bir Anadolu şarkısı mı bu?”

 “Bir aşk şarkısı bu, sizin için.”

 Er ya da geç, o aşkı bulduğunda ona sımsıkı sarılanlar için!

 

*Blogumu çekip çevirip, formatını biraz daha sevimli ve işlevsel hale getirebildiğimde, buraya şarkıların videoları da eklerim. O zaman “Zeki Müren de bizi görür 😉