“Şimdi onlar dünyanın en mutlu insanları.” dedi rehberimiz. O yola neden çıktığımı anladım. Tayland / Adını Bilmediğim Köy

Rehberimiz Nawee, tam da söylediği gibi sabahın köründe geldi pikapıyla.İki günlük bir yürüyüş için anlaştık, gece de onun köyünde kalacağız. Nereye gittiğimiz hakkında hiçbir fikrimiz yok. Italyan Mauro Abi, ben ve Nawee. Önce pazara uğrayıp sizin için yemek alacağım dedi. Benim canıma minnet, o heyecanlı heyecanlı alışverişini yaparken ben de bol bol fotoğraf çektim pazarda.

IMG_6038.JPG

IMG_6020.JPG

b3

c1.JPG

Önce asfalt yol, sonra toprak, saatlerce yol gittik, ben pikapın kasasında kah geçenlere el sallayarak, kah yatıp gökyüzünü seyrederek, kah şarkı söyleyerek…

IMG_6138.jpeg

 

IMG_6093

mae göğe bakarım

Bir köye vardık varmasına ya bu köy o köy değilmiş. Nawee’nin koyu aksanına alışana kadar baya zaman geçecek anlaşılan. Siz burada dinlenin, fotoğaraf çekin ben arabayı köye bırakıp geleceğim dedi. Pek bir şey anlamadık ve uykusuzuz. Bir aile bize evini gösterdi. Çıkıp orada uyuyun diyorlar anlaşılan. Baştan yok canım falan dediysem de Mauro abi bir köşede ben bir köşede kestirdik gitti.

IMG_6170

IMG_6230

IMG_6178

IMG_6154

IMG_6195

IMG_6180

IMG_6163

IMG_6219

IMG_6223

IMG_6224

Kaç saat geçti bilmiyorum, Nawee döndü, yürüyüş zamanı. Köyün çıkışında bir yerde Nawee’nin Ninesiyle karşılaştık.

IMG_6245

IMG_6247

 

IMG_6259

Dakka bir gol bir. Nine o yoldan gitmeyin beri taraftan gidin demiş, söylediği yolu Nawee yıllardır kullanmamış ama yine de dinleyecekmiş Nineyi. Bizim için pek bir şey fark etmiyor. Akşam eve varalım da…

IMG_6250

Sanırım birkaç saat sürdü, bir süre sonra artık sıradan bir yürüyüş olacağını çoktan kabullenmiştim bile. Olsundu, keyifliydi, her günde şaşıracak değildim ya…IMG_6236

IMG_6233

IMG_6277

IMG_6237

IMG_6232

IMG_6242

IMG_6280

collage.jpg

IMG_6353

IMG_6310IMG_6367

 

Yolun sonuna gelmiştik işte, köy göründü, son durakta birkaç kadın, birkaç çocuk. Domatesleri var hem, ben bayılırım. Bol bol fotoğraf çektim, bir tane de onlar çekti, işte orada başladı hikaye.

IMG_6408

IMG_6395

IMG_6386

IMG_6390

IMG_6397

“Şimdi onlar dünyanın en mutlu insanları” dedi Nawee. Bu iki kadın çok eski model nokia telefonlarıyla bizimle yan yana durup o fotoğrafı çektirdikten sonra.
Hayatlarında ilk kez bir yabancıyla fotoğrafları olmuş da, bugünü asla unutmayacaklarmış…
Birkaç saniye durakladım. 7-8 yaşlarındaki Hülya geldi sonra.
Kuş uçmaz kervan geçmez(di) bizim köy. Yani uçar, geçer de hep bildik kervanlar. Arkadaşım Volkan’la eve birkaç yüz metre uzaklıktaki parkta oynarken bir gün, iki Japon turist. (Evet, her çekik gözlüyü Japon ilan etme geleneğinden geliyorum ben de.)
Öyle şaşırdık ki, ağzımız bir karış açık, yaklaşmadan duramadık. Ne söyledik, ne yaptık hatırlamıyorum. Gülümsediklerini hatırlıyorum. O zamanlar bizim sokakta oynadığımız lastik toplar portakal büyüklüğünde, soluk kırmızı ve yeşil renklerde. Ceplerinden iki top çıkardılar, cevizden hallice, biri fosforlu nar çiçeği renginde, diğeri şeffaf, içinde gökkuşağı renkleri. Zıplatınca da sanki göğe varacak. O an dünyanın en güzel iki topuna sahip en şanslı iki çocuğuyduk. Sokağa döner dönmez Volkan’ın annesine anlattık.
“Teşekkür ettiniz mi? Ellerini öptünüz mü?”
Hay Allah ya, nasıl unuttuk, tabii ya eller öpülmeli. Bahçeden alel-acele leylaklar kopartıldı, koşarak parka dönüldü. Çiçekleri verdik el öpeceğiz. Ellerini biz çekiyoruz onlar çekiyor, biz çekiyoruz onlar çekiyor.
Mücadeleyi kim kazandı bilmiyorum, onlar ne hissetti bilmiyorum. O an dünyanın en mutlu çocuğuydum ben ve o anı hiç unutmadım.
Yıllar değişti, hikayenin kahramanları değişti, dünyanın iki ucunda mekanlar değişti…
İki hikaye var şimdi cebimde, ikisinde de dünyanın en mutlu insanları. Birinin sebebi lastik bir top, diğerininki eski bir cep telefonunda kırık dökük bir fotoğraf…
Var mısınız, gözlerinizi bir anlığına kapatıp, dünyanın en mutlu insanı olduğunuz anı hatırlamaya. Sizinkinin sebebi neydi?

IMG_6403

Bilmediğim bir şehirde şarkımı söyledim, aşk ertelemeye gelmez zira… / Tayland-Mae Sariang

Ah ben yine yaptım yapacağımı! Bir bilseniz nerelerdeyim!

Şimdi şöyle oluyor efendim; Tayland’a gitmeden önce plan yapmıyorsunuz. Eş dost sağ olsun yardım ediyor, gidilecek yerleri söylüyor. Sonra da siz kendinizi hiç kimsenin tavsiye etmediği ve hiç bir turistin uğramadığı küçücük bir kasabada buluyorsunuz 🙂

Sizi önce Mauro Abi ile tanıştırayım. Kendisiyle Tayland’a gelmeden önce Couchsurfing üzerinden yazışmıştık.  Chaing Maide de birkaç gün görüştük. Yılbaşının ertesi günü sabahım köründe, “ben birazdan turistlerin olmadığı bir yere gidiyorum” dedi telefonda. Haritada gözüne kimselerin adını anmadığı bir şehir kestirmiş, oraya gidip dağlarda yürüyüş yapacakmış. Kısa bir an düşündüm, neden olmasın? Ben de yarım saat içinde eşyaları toplayıp abiye yetiştim.

 3,5 saat süren minibüs yolculuğunda tek turist bizdik. Mae Sariang’tayız.

IMG_5879.jpeg

(Molada tuvaletin aynasında çektiğim bu manasız fotoğrafı çok sevdim. Ondan sebep yeri gelmiş gibi yapıp buraya iliştiriverdim 😉 )

Minibüsten, inince haritadan yol bulmaya çalışırken genç bir rahip “nereye gidiyorsunuz” dedi. Ben de İngilizce’m biraz daha iyi diye -ve sabırsız bir koç burcu olarak- abiden önce atıldım, heyecanla rahibe anlatıyorum, şu sokağa gidiyoruz da, şöyle de bir hostel arıyoruz da,  elimdeki haritayı burnuna sokacağım neredeyse. Sonunda çocuk-rahip dayanamayıp söylüyor -kocaman gülümseyerek-;

Belki haritayı yanınızdaki erkeğe verirseniz daha yakından bakabilirim.

Hay Allah, tabii ya! 🙂 Bildiğim din adamı formatından çok uzaklar ne yapayım, kadındı erkekti, yakındı, din adamıydı falan hiç aklıma bile gelmedi. Elimdekini Mauro’ya verip uzaklaşıyorum, bu sayede de fotoğraflarını çekiyorum 😉

IMG_5930.jpeg

Mae Sariang, kuş sesleri içinde çok sakin bir kasaba. Birkaç otel/pansiyon var aynı sokakta. En ucuzunu bulup yerleşiyoruz.

IMG_6661.jpeg

IMG_5971.jpeg

(Odanın manzarası 😉 )

 Yerleşir yerleşmez, sokakta gördüğümüz bir ilanın izini sürerek, bizi yürüyüşe götürebilecek rehber arayışına giriyoruz. Burada iki rehber var diyorlar. Biri tatilde, diğeri de köydedir telefonu çekmez. (Sonradan anlıyorum ki aslında bizim rehber turist olmadığından aylardır kasabaya bile uğramamış. Rehberliği bırakıp köyüne geri dönmüşmüş meğer.) Numaralarını alıp arıyorum. Ulaşabildiğim rehberin öyle ağır bir aksanı var ki telde söylediklerinin yarısından çoğunu anlamıyorum. Anladığım iki tür tur var biri bir günlük diğeri iki. Detaylarda bir türlü anlaşamayınca en sonunda,

“kardeş sen sabah gel, yüz yüze anlaşırız” diyerek kapatıyorum telefonu. Şimdi kasabanın keyfini çıkartma zamanı…

IMG_5980

(Peşine düştüğümüz ilan. Ama biz diğer rehbere ulaştık.)

Birkaç bar açık. Sokağın sessizliğinde tınlayan güzel melodiler var. Barlarda oturan üç beş kişi. Insanlar öyle içten öyle güler yüzlü ki. Bulaşıcı, benim de ağzim kulaklarimda.

IMG_5953

(Ay bu renkli şeyler de ne ola ki dedim. Arkadan dükkanın sahibi çıkıp geldiyse de İngilizce hiç bilmediğinden sadece karşılıklı güldük. Sonradan anladım dükkanda şu aşağıdaki renkli meyve suyumsuların satıldığını 😉 )

IMG_5959

IMG_5932.jpeg

IMG_5933

 

 

Maru Abi’nin yanında Lonely Planet’in Taylang kitabı var. Oradan bulduğumuz bir restorana gidiyoruz. Restoranın yolu biraz daha hareketli, restoranın kendisi de. (Lonely Planet -bence- gezginlerin kutsal kitabı. Bir çok ülke ve şehir için yazılmış, çok detaylı ve özellikle de sırt çantalılara hostelden restorana, marketten ulaşıma çok güzel bilgiler veren rehber kitaplarlar. )

IMG_5935

 

 

IMG_5937.jpeg

Yemek sonrası, barlardan kareoke yapılanına çekiştirerek götürdüm Mauro Abi’yi.

IMG_5934

IMG_5962

Üç beş kişi bir araya gelmiş, sanki ilk defaymış gibi, sanki son defaymış gibi, tadını çıkara çıkara şarkı söylüyorlar.

Yetmişlerinde bir çift, adam -muhtemelen- Amerika’lı, kadınsa -muhtemelen- Tayland’lı.

Amca sahneye çıktı, teyzenin gözlerinin içine baka baka öyle güzel bir şarkı söyledi ki…

Heyy aşk!
Gaza geldim, . Sahneye çıktım, bu güzel çifte bir minik şarkı da ben hediye ettim.

Ben bal arısı gibiydim

Senden önce

Bak pervanelere döndüm

seni görünce…

Dizlerim titredi, sesim çatladı, sözlerinden hiç bir şey anlamadılar (!) belki ama bittiğinde amca gözleri dolu dolu geldi yanıma,

 “Ne güzel, bir Anadolu şarkısı mı bu?”

 “Bir aşk şarkısı bu, sizin için.”

 Er ya da geç, o aşkı bulduğunda ona sımsıkı sarılanlar için!

 

*Blogumu çekip çevirip, formatını biraz daha sevimli ve işlevsel hale getirebildiğimde, buraya şarkıların videoları da eklerim. O zaman “Zeki Müren de bizi görür 😉 

 

 

Sarılmak! Ta ki kalplerimiz yumuşayıncaya dek! / Chiang Mai – Tayland

Gelin kucaklaşalım / Free Hugs eylemi(!) / Chiang Mai – Tayland

7

En çok da sarılmak istiyorum ben bugünlerde, tüm dünyaya sarılmak!
En yakınlarıma ama daha çok, en uzak hissettiklerime…
Dilinden en iyi anladıklarıma ama daha çok, bir tek ortak kelimem bile olmayanlara…
En sevdiklerime ama daha çok, kalbimin en kapalı olduklarına…

Sıkı sıkı sarılmak istiyorum. Dakikalarca, saatlerce, gerekirse günlerce. Ta ki kalplerimiz yumuşayıncaya dek!

3

Gezginliğimin en başlarında, sanırım 2007’de duymuştum “free hugs”/sarılma eylemlerini. Sokağın ortasında duran insanlar, ellerinde bir döviz “free hugs” / “sarılmak serbest” yazıyor ve dileyen herkesi kucaklıyorlar.

“Bugüne kadar duyduğum en güzel fikir!” Diye düşündüysem de, sokakta “ona-buna” sarılınca ne diyeceğini bilemediğim “ELALEM” örgütü sebebiyle bu eyleme sadece uzaktan bakmış, İstiklal’de rastladığım birkaç kişiye sarılmakla yetinmiştim.

IMG_4389

Sonra “Gezi” zamanıydı. Herhangi bir şey, insanların yüreğini yumuşatacak herhangi bir şey bulunca ona sıkı sıkı yapışabileceğim ve “elalem –melalem”in de bu yolda önümde hiç duramayacağı zamanlardı. Taksimde bir “free hugs” eylemi düzenleyince arkadaşlar, haydi dedim zamanı geldi. Kadıköy’de de biz yapalım. Eşe dosta çağrılar yapıldı.

İşte oradayız. Bir akşam üstü Kadıköy iskele meydanında. Kalabalık bir grup olmamıza rağmen, her gün sakin sakin yürüdüğüm meydanda, elimdeki dövizi havaya kaldırıp, yüksek sesle o ilk çağrıyı yapmak… SARILMAK SERBEEEST! Dediğim an, zordu.  Ve sonraki bir saat, muhteşem!

1

3

2

(Foto by Zehra Genç)

Dünyayı “kurtaracak” şeylerden birinin de sarılmak olduğuna inanıyorum ben ve şükür ki yalnız değilim! Dünyanın her yerindeyiz.

Bir gece vakti, Tayland’ın Chiang Mai’sinde karşıma çıkan bu güzel insanlar gibi.

Biz, couchsurfingten bir araya gelen bir grup, dilek feneri aramak için yollara düştüğümüzde, şehrin meydanında rastladık onlara… Sonra bir süreliğine, feneri-meneri, tam da o sıralar olan yeni yılı, her bir şeyi unuttuk. Sarılabildiğimiz kadar çok sarıldık birbirimize, sarıldıkça kalplerimiz yumuşadı, sarıldıkça çoğaldık, sarıldıkça gülümsedik, sarıldıkça tanış olduk, biz olduk, bir olduk…

4

IMG_57398

2

6

IMG_4386

İşte ondandır, Tayland’taki sarılmadan aylar sonra, sevgili Hira’nın bu duasını duyar duymaz yeniden o geceye gidişim, sıkı sıkı tüm sarılmaları yeniden hissedişim, Hira’nın duasını dua bilişim.

Çünkü ben en çok benden en uzak olduğunu sandığıma sıkı sıkı sarılmak istiyorum. Dakikalarca, saatlerce, gerekirse günlerce. Ta ki kalplerimiz yumuşayıncaya dek!

dua:

“güneş varken, güneşe bakıyorum
ay varken, aya.
bulut geçerken bulutu izliyorum,
yağmur akarken, yağmuru.
tüm kalbimle diliyorum, ki
yan yana durabilelim.
birbirimize bakabilelim, birbirimizi görebilelim,
birbirimizi kabullenebilelim.
güneş aydınlığıyla, bulut loşluğuyla
yansıtıyor temel hakikati;
hepimizin midesi zil çalıyor acıkınca,
hepimiz ürküyoruz şimşek çakınca.
yer sallanınca paniğe kapılıyor,
bir canlı yavrusunu görünce şefkat ve merhametle doluyoruz.
bir sevdiğimizi kaybedince bağrınıyor, kahroluyor
aşina bir ritmle kıpırdanıveriyoruz.
sohbete ve oyuna yandaş arıyor,
şiddete maruz kalmaktan hoşlanmıyoruz.
hepimiz bir o kadar ayrı
bir o kadar aynı.
tüm duam odur ki,
mekanlarımız, isimlerimiz, inandıklarımız, sözcüklerimiz,
törelerimiz, kıyafetlerimiz, yediklerimiz, türkülerimiz farklı olsun, ama
birbirimize bakabilelim, birbirimizi görebilelim,
birbirimizi duyabilip, birbirimizi kabullenebilelim.
tahammülle, merhametle ve muhabbetle” (Hira D.)

1

IMG_5732

IMG_5734

IMG_5749

IMG_5767.JPG

 

Suyunun rızasını aldığım şehirler…Mersin

IMG_1298.jpeg

(Mersin – Eski Cami. Foto by Peril Cantürk)

Suyunun rızasını aldığım şehirler…

Öyle bardaktan falan değil! Sokakta!
Elimi uzatıp çeşmesine,
Davet eder gibi
Suyun da rızasını alır gibi
Şifasında gönül birliği eder gibi…

Orada başlar dostluğum şehirlerle, suyunun rızasını aldığım şehirlerle…

IMG_1300

***

IMG_1266

(Mersin / Latin İtalyan Katolik Kilisesi)

Ötekisiz dünyayı biliyorum ben!

“Ey oğul birdir, kap değişse su.”

Istanbul’lu saat ustası Nejdet Usta, Mersin’in katolik kilisesine gelmiş bundan birkaç yıl önce. Otuz yıldır çalışmayan saati tamir etmek üzere. Tek tek döktürmüş kırılan parçaları. Bilmem ki hangi dinden Nejdet ustanın elinden, tıkır tıkır işlermiş şimdi kilisenin saati. Ara sıra da ararmış usta, sorarmış işleyen saatini.

Ötekisiz dünyayı biliyorum ben,
ruhumun en derinliklerinde biliyorum.
Ve bildiğim bir şey daha var, yalnız değilim…

IMG_1283

IMG_1281

***

IMG_1326.jpeg

(Ulu Cami Meydanı / Mersin)

Kilitsiz kapılı evlere, kına kokulu ellere selam ettim…

Tahta kapının ipini çekerek girerdim içeriye. Kilit yok!
Evin serinliğiyle birlikte dolardı burnuma, ahşap tavanda asılmış üzümlerin, ekmek ayvalarının ve sedirde kurutulmuş nanelerin kokusu.

IMG_1329.jpeg

Babaannemle ben de kınalamişsam ellerimi, sedirde uyumuşsam, hele bir de ellerim yüzüme yakın bir yerlerde uyanmışsam, işte o koku, cennetin kokusu.
Gözlerimi kapatıp, Mersin’in Ulu Cami’sinden Sakarya’nın Geyve’sindeki babaannemin evine gittim bugün.
Kilitsiz kapılı evlere, kına kokulu ellere selam ettim..

IMG_1320

IMG_1314

***

IMG_1459.jpeg

(Şehir Mezarlığı / Mersin)

“Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu”*

Tarsus’luymuş Cemal. Mersin’li Terez’e aşık olmuş. Ama ne aşk… O zamanlar kolay değildi Müslüman bir oğlana Hristiyan kız almak diyor masalcı… Sanki şimdi çok kolaymış gibi…

Kahramanımız Cemal, pes etmemiş. Ne yapıp edip evlenmiş sevdiği kızla. Birlikte ne kadar yaşamışlar bilmiyorum.
Bildiğim Cemal’in gidişine Terez’in yalnızca bir ay dayanabildiği…

Aşkın dininin sorulmadığı bir yerlerde sarılıyorlar onlar şimdi… Gül bahçelerinden gülümsüyorlar bize, aşkla!

“oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük”*
*Cemal Süreyya

***

IMG_1418

(Şehir Mezarlığı / Mersin -Foto by Peril Cantürk )

Ahh! Hiç mi vaktim yok, durup ince şeyleri anlamaya!
Adresi sorulmadan, gönülden verilen çiçekleri koklamaya!

“Abla dursana iki dakka” dedi.

Hay Allah! Bir taraftan öndeki gruba yetişmeye çalışıyorum, bir elimden su şişesi telefon, bir elimden kamera bilmem ki daha ne sarkıyor. O benim elime bir şeyler sıkıştırmaya çalışırken benim en büyük derdim, duyduğumdan beri çok heyecanlandığım mezarlığa girmek. Hristiyanların ve Müslümanların bir arada huzur içinde uyduğu mezarlığa.

“Abla iki dakka dur şunları vereyim.” dedi.
Hepsi farklı boyutlarda kopuşmuş rengarenk çiçekleri tutuşturdu elime.
“Kopan çiçekleri hiç atmam ben Abla.” dedi. “Gönderirim mutlaka içeriye.”
O an kalakaldım birkaç saniye. Sormadı bile mezarlığın hangi tarafına gidersin diye. Müslüman, Hrıstiyan Yahudi…
Murat’ın bütün derdi, çiçeklerini göndermekti bu dünyaya veda edenlere.
Adresini hiç sormadı, aceleme de aldırmadı, elime tutuşturdu, sonra da derin bir nefes aldı…
Tek tek bıraktık çiçeklerini mezarlara…
Niyet ettim, ne olursa olsun nefes almaya, dünyanın en güzel şeyine de koşsam, durup ince şeyleri anlamaya, gönülden verilen çiçekleri koklamaya!

IMG_1425

IMG_1463

***

IMG_1407.jpeg

(Mersin – Arap Ortodoks Kilisesi foto by Ahmet Buğra Tokmakoğlu)

“Biliyorum” dedim. “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.”

Sağolsun, kapıda karşıladı bizi peder. Uzun uzun anlattı kiliseyi. Gönül bağımın olduğu, ayak izlerimin kaldığı coğrafyalardan bahsediyordu halbuki. Şam dedi, Beyrut dedi, Antakya dedi. Duydum duymasına da beni pencereden bir kız çağırdı. Yeşilin kalbinde bir kız. İçimden de olsa affını istedim Peder’in, pencereye yaklaştım. Kızın üflediğiymiş beni çağıran. Portakal çiçeklerinin kokuymuş üflediği. Dinledim uzun uzun, müziğini ve sırrını. Gönlümü doldurdu çiçeklerin kokusu. Gönlün yolu bir. “Dünyayı güzellik kurtaracak” dedi kız. “Biliyorum” dedim. “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.”

IMG_1395

En son veda ederken kiliseye, kapıya kadar geldi Peder. Ben hikayeleri kaçırmaktan mahçup, o yılların evsahibi… Tam ayrılırken “hoşgeldiniz” dedi. Gözlerim parladı. Antakya usulu bir veda idi… Dünyamı yine güzellik kurtardı, hoş geldim!

***

IMG_1375

(Mersin’in meşhur kerebiç tatlısı.)

Eli öpülesi ustalar!

Kısacık zamanda birkaç dükkan dolaştık. Tatlısından kahvesine… Torunlar’dan dinledik, üç nesildir damakları tadlandıran lezzetleri. Dedeler sağ mı göçmüş mü bilmem, onların yerine ben gururlandım, çizgisini hiç bozmadan bu tadları nesilden nesile taşıyan çocuklarla, torunlarla…

DSC_0059 (1)

(foto by Ahmet Buğra Tokmakoğlu)

IMG_1340

IMG_1331

IMG_1364

IMG_1363

***

IMG_1287

(Adının verildiği sokakta bir Lina)

“Yaşarken kardeşçe büyüdüğümüz gibi ölünce de birlikte gömüldük.”

Kiliseye vardığımızda ilk o vardı kapıda. Meğer bizi beklermiş. Gideceğimiz yerleri tek tek çalışmış. Gün boyunca da bir çok hikaye anlattı bize. Hepsi birbirinden kıymetliydi de, ben en çok atarlanmasını sevdim onun. “Biz burada Müslüman, Hıristiyan, Yahudi hep birlikte büyüdük kızım. Yaşarken kardeşçe büyüdüğümüz gibi ölünce de birlikte gömüldük.” dedikten az sonra, resmi bir binanın önünden geçerken, emir kulu bir polis, kibarca “fotoğraf çekmek yasak” dedi ya. O zaman gözlerinde gördüm Lina Abla’nın, ne kadar kıymetli olduğunu anılarının. Yasak masak olmaz dedi, koridorlarında koşturarak büyüdüm ben bu binanın. Öyle tatlı atarlandı ki, biz güldük, polis güldü, birkaç saniyelik saygı duruşuydu o, koridorlarda kardeşçe koşturan anılara…

***

Meraklısına;

Mersin’de gezilecek görülecek yerler 😮 Bilirsiniz, ben gezilecek görülecek yerleri yazmayı pek beceremem de bir şeyi daha bilin istedim, hikayelerde geçenler yalnızca bir günden ağzıma çalınan bir parmak bal’dan. Daha niceleri Mersin’deymiş, gidilesi, görülesi, hikayelere karışılası!

IMG_1356IMG_1357IMG_1352

Tarsus ve Mersin’de iki muhteşem gün geçirdim. Bunun için öncelikle daveti için sevgili arkadaşım Kemal Kaya’ya ve Yolda Olmak  ekibine, misafirperverliklerinden dolayı Mersin Sanayi ve Ticaret Odasına ve Oda Başkanı Şerafettin Aşut’a, Burak Hosta’ya, M. Serkan İzol ve Murat Demir’e, bizleri harika bir şekilde ağırlayan Sultaşa Otel‘e ve Hostapark Otel‘e, bana yol arkadaşlığı yapan ve her birinden ayrı ayrı ilham aldığım blogger arkadaşlarıma şükranlarımla. 😉

IMG_1343IMG_1385

 

 

Tarsus’ta ikibin yıl önceki bir gezgine selam ettim ben bugün!

IMG_1093

Ruhum bohçada kim bilir kaçıncı yolculuk, hayallerimin peşine düştüğüm!

Tarsus’ta ikibin yıl önceki bir gezgine selam ettim ben bugün!

Rehberimiz uzun uzun anlatırken, Hristiyanlığı yaymak için çok seyahat etmiş dedi Aziz Paul. Gülümsemem tam da oraya denk gelir. Suyu kutsal kuyunun bir kenarında seslendim Aziz’e.
Beni bilirsin dedim, hangi dinin hangi hikayesi bana fark etmez, kalbime ne dokunur onu bilirim.

Antakya’dan Konya’ya yeni bir hayalin peşindeki bu yolculukta bugün Tarsus’a düştü yolum. Tutkusu için yollara düşen tüm gezginlere selam ettim…

(Fotoğraf Tarsus sokaklarından. El dokuması heybeleriyle her sokakta bir kırmızı bisiklete rastlamak mümkün )

***

IMG_1187

“Yarenlik” dedi. Bir sokağa verilen bundan daha sıcak bir isim olabilir mi acaba?

IMG_1178

Fotoğraf, Tarsus’un -şimdilerde dünyanın her yerlerinde de görülen- şemsiyeli sokağından. Renkler ve gölgelerle oynamak çok keyifliydi ama aklım henüz gidemediğim bir sokakta kaldı.

Artık trafiğe de kapatılıp, birbirlerine yarenlik edenlerin gönlünce oturacağı bir sokak; “yarenlik”.

Bir sokağa verilen bundan daha sıcak bir isim olabilir mi acaba?

***

 

IMG_1175

O koca çınar, orada öylece durdu!

Bisikletine binmeden hemen önce;
“Fotoğrafını çekebilir miyim amca?” Dedim.
“Tabii kızım.” Dedi.
Zaten dik olan duruşu daha da dikleşti.
Kaldırımdan yayalar, aramızdan arabalar geçti. Ben telaşlı, mahçup.
O koca çınar, orada öylece durdu.
Keşke aceleler olmasaydı, keşke dinleyebilseydim koca çınardan hikayeleri.

***

IMG_1122

Kırk Kaşık Bedesteni’nde, işini severek yapan kadınlar!

Bedestene girer girmez çıktı karşımıza. Vaktimiz yok demeye kalmadı, o kısacık zamana tüm hikayeleri sığdırdı. Değme rehberlere taş çıkartan hikayeler. Gözleri parlayarak anlattı, Ulu Cami’den Daniel peygambere kadar bildiklerini. En çok da kitapta bulamayacaklarımızı.

IMG_1131

Biz bu çarşıda tam 16 kadınız dedi. Olur da birkaç gün üst üste siftah yapamazsak, Daniel peygambere gider, hep birlikte dua ederiz. O gün mutlaka kasamıza para girer.

IMG_1124

Birazdan, siz de oraya gittiğiniz zaman, Daniel Peygamberin adını zikrederek bir dilekte bulunursanız bir mucize gerçekleşir. O mucize gerçekleştiğinde, bulunduğunuz yerden teşekkür edip, yeni bir dilekte bulunabilirsiniz. Oraya gidinceye kadar hayatınızda en önemli neyse onu düşünün lütfen, çünkü en kısa zamanda o gerçekleşecek.

Öyle içten anlatıyordu ki, sözünü dinledim, dua ede ede gittim,  şehrin tam da ortasındaki Daniel Peygamber’in kabrine kadar.

IMG_1141

(Üstteki ve alttaki fotoğraflar, Daniel Peygamber’in mezarında tek bir camla birbirinden ayrılan şehir ve kalıntılar.)

IMG_1140

***

IMG_1217

Gürül gürül akan, Tarsus Şelalesi!

İlk işsizliğim zamanında, 2009’da yolum düşmüştü Tarsus’a. Şelale’ye de gitmiştim ama nasıl unutmuşum bu şelalenin böyle görkemli aktığını. Kısacıktı uğrağımız, yine de gürül gürül akan sulara dalıp gideceğim kısa bir an çaldım yolculuktan.

IMG_1225

IMG_1220

***

Parmaklarımı yediğim doğrudur!

IMG_1208

Söylemesi ayıp, çok lezzetli yemekler yedik. Humusu da çok lezzetliydi ve bildiklerimden biraz farklı servis edilmişti de, ben açlıktan on parmak daldığımdan, humus fotoğrafı falan çekememişim. Son Dakka saç kavurmadan kalanlar 😀

Şelalede koca bir çınara sarılmışLığım da var. Her zaman dediğim gibi, sarılmak iyi gelir!

IMG_1216

Meraklısına;

Tarsus’ta gezilecek görülecek yerler 😮 Bilirsiniz, ben gezilecek görülecek yerleri yazmayı pek beceremem ama Tarsus’ta tahminimden çok daha fazla gezilecek görülecek yer varmış. Hikayelerde geçenlerin yanısıra aklıma ilk gelenler;

Ulu Cami;

IMG_1116

IMG_1112

IMG_1109

IMG_1107

Eski Tarsus Evleri;

IMG_1071

IMG_1084

IMG_1074

IMG_1075

 

IMG_1100

Şahmeran Hamamı;

IMG_1145

IMG_1147

Kleopatra Kapısı;

IMG_1038

Aziz Paul Kuyusu;

IMG_1077

Ve daha niceleri…

IMG_1086IMG_1087

Tarsus ve Mersin’de iki muhteşem gün geçirdim. Bunun için öncelikle daveti için sevgili arkadaşım Kemal Kaya’ya ve Yolda Olmak  ekibine, misafirperverliklerinden dolayı Mersin Sanayi ve Ticaret Odasına ve Oda Başkanı Şerafettin Aşut’a, Burak Hosta’ya, M. Serkan İzol ve Murat Demir’e, bizleri harika bir şekilde ağırlayan Sultaşa Otel‘e ve Hostapark Otel‘e, bana yol arkadaşlığı yapan ve her birinden ayrı ayrı ilham aldığım blogger arkadaşlarıma şükranlarımla. 😉

IMG_1051

 

 

Chiang Mai’de Yeni Yıl – “Keşke yalnız bunun için sevseydim” seyahat etmeyi!

 

Yollardayken bazen, bir gündür tanıdığım insanlar yoldaş hatta aile oluyor bana.

“Keşke yalnız bunun için sevseydim” seyahat etmeyi!

3 yeni yıl

Bir Afganistan asıllı Amerikalı, bir Avustralyalı, bir Fransız, bir İtalyan, bir Yeni Zellandalı, bir İngiltereli, üç Rus, bir Türk. Yeni yıla birlikte girmeye niyet ettik.

Fransız’ı siz de tanıyorsunuz zaten. Hani evinde misafir edemedi diye hostel paramı ödeyen arkadaş. Diğerleri de couchsurfing‘ten birbirlerini bulan dünyalılar.

2 yeni yıl

Yılbaşı akşamı, önce kalabalık meydanda tek tek buluşuldu. Sonrasında gittiğimiz teras barlardan birinde gökyüzünde uçuşan dilek fenerlerini görmeye başladığımızda heyecan da başladı. Meğer Chiang Mai, binlerce dilek fenerinin gökyüzüne uçurulduğu şehirmiş. Bunun için bir festivali olduğu gibi, yılbaşında da aynı manzarayı görmek mümkünmüş.

11 yeni yıl

Yetmiş iki milletin yan yana, dip dibe yer sofralarında oturduğu teras barda otururken;

“Sabredemiyorum bir an önce bir fener uçurmak istiyorum.” Dedi Amerikalı.
“Sahi tek dilek hakkımız mı var?” diye ekledi.
“Bilmiyorum” dedim.
“Hem kuralları kim koyuyor ki? Madem bizim fenerlerimiz, kuralları da biz koyalım. Üç dileğe ne dersin?”
“Süper.” Dedi.
Sonra grup olarak karar verdik. Üç dilek dileyeceğiz ve seçtiğimiz bir tanesini grupla paylaşacağız.
Anlaştık!

 

Teras bardan fener almak için tekrar sokağa döndüğümüzde, tam da meydanda dans eden ve kucaklaşan insanları görünce, bir süre için feneri unuttuk. Ne de olsa dans etmek çok ciddi bir mesele ve ertelemeye gelmez.

4 yeni yıl

 

Bizim bir Afganistan asıllı Amerikalı, bir Avustralyalı, bir Faransız, Bir İtalyan, Bir Yani Zellandalı, bir İngiltereli, üç Rus, bir Türk’ten oluşan aile büyüdü kocaman oldu. Etrafımızda her milletten insan, dans edip, şarkılar söyleyip kucaklaştık.

Meydan tıklım tıklım olduğundan, birbirimizi kollayıp gözeterek, dans ne kadar sürdü, her bir anına her birimiz ne kadar şükrettik bilmiyorum.

Sonra bizim bu kocaman aile toplaşıp, kalabalığın arasından ördek yavruları gibi tek sıra yola dökülüp fener aramaya yollandık.

Daha sakince bir sokağa geldiğimizde, Amerikalı koşup fener almaya gitti. Sekiz tane bulmuş. Sadece ikisinin parasını ödeyebilmiş. “Dilek dediğin şey parayla satılmamalı” demiş fenerleri veren. Hey yavrum beee! ❤

6 yeni yıl

Nasıl yakılır bilmediğimiz fenerlerin ilkinden hep birlikte başladık. Ördek yavruları olarak herkes el attı. Birlikte tuttuk, birlikte yaktık, birlikte diledik ve birlikte uçurduk…

Sonraki her bir fenerde da ailenin her birinin dokunuşu vardı.

7 yeni yıl

10 yeni yıl

IMG_5815

IMG_5788

IMG_5819

Dileklerimiz dileklere karıştı. Dünyanın her tarafından gelmiş, farklı milletten, farklı dinden, farklı renkten, her biri kendi biricikliğinde insanların dilekleri için uçurduğu binlerce fener ve biz altında seyrediyoruz…

1 yeniyıl

 

Bütün insanligin ortak tapinaği gibi ve biz altında bir aile gibi…
Keşke yalnız bunun için sevseydim seyahat etmeyi!

(Dileklere ne mi oldu?  Kural kuraldır. İkisini kendime saklarım, birini siz ördek yavrularıyla paylaşırım. Latin Amerika yolculuğu mu dedim? 😮 Hadi inşallah!)