Gelenler, gidenler, mucizeler ve vazgeçilenler…

” Arkadaşlar elinde atıl bir sansulası ya da dokuz ses kalimbası olan var mıdır?”

(Yer facebook)

İç ses; ”Hülya yani biraz abartmıyor musun? Geçen yıla kadar sansulanın ne oldugundan bile bihaberdin, şimdi kalkmış sansula ya da dokuz ses kalimba arıyorsun?!?!? İyi de, hani ben mucizelere inanıyordum artık?”

Yazdım gitti. O zamanlar saadece facebook üzerinden tanıdıgım bir arkadaşım iletinin altına yorum yazıyor;

– Hülya sence de atıl bir sansula bulmak biraz zor degil mi?

– Ben de yazarken aynı şeyi düşündüm ama madem ki mucizelere inanıyorum.

Yine aynı arkadaş;

– Aslında biliyor musun, bende bir sansula var. Belki de onun armagan olarak uçuşturulma zamanı gelmiştir.

Bir ay sonra sansula elime ulaşıyor ve Anadolu’nun köy okullarında masal anlatmak üzere yaptıgım yolculukta yoldaşım oluyor.

* * *

”Arkadaşlar, iki haftaya kadar evleniyoruz. Dügün sürecinde çıkabilecek ekstra masrafları karşılamak üzere bize şu kadar borç verebilecek kimse var mıdır?”

(Yer yine facebook. Üyelerin, armaganlarını birbirlerine karşılıksız uçurdugu ve ihtiyaçların dile getirildigi bir grup)

Birkaç kişi yorum yapıyor. Aslında bu kısa süre için benim de borç verebilecegim bir miktar para var. İyi de Hülya, kızı hiç tanımıyorsun. Ya para geri dönmezse? Evet ya dönmezse? Bu küçük miktar benim bir aylık bütçem. Pekii, ya dönerse? Üstelik senin negatif faizli borç veren arkadaşların bile yok mu? Hem güvenden daha degerli ne var ki elimizde?

Banka havalesini yaparken fark ediyorum. Bırak tanımayı, aslında borç verdigim kişinin ismini bile tam bilmiyormuşum. Müstakbel gelin,  iki hafta boyunca ara ara samimi eglenceli bir dille mesajlar atıyor, tatlı telaşlarına ortak ediyor benii. Dügüne de davetliyim tabii, ama çeyrek takamayacagım için gitmiyorum (Şaka şaka, şehir dışındaydım 🙂 )

Sonunda, tam da söyledigi tarihte yeni bir mesaj geliyor ; ”hesap detaylarını versene?” Ben biraz savsaklayınca sıkıştırıyor bu kez yeni gelin; ”bak bir an önce yaz biz paraları yemeden.” Kikirdiyoruz, kısa mesaj marifetiyle ne kadar olursa. Ve yeniden bir teşekkür mesajı geliyor. Teşekkür mü? Asıl ben teşekkür ederim, ismini bile bilmedigim birine güvenme fırsatı verdigin için.

***

”Engin biliyor musun, iki tane postalamı eskiterek tükettim. Bildigin parçalandılar yani, öyle gittiler çöpe. Çok mutlu oldum”

(Yer; çok sevdigim ve israftan hiç hazetmeyen iki arkadaşımın evi)

– Kaç numara ayakkabı giyiyorsun?

– Otuzyedii

– Şu balkondaki poşetin içine baksana bi sen.

O an birden hatırlıyorum, Engin’in sık sık bit pazarına gittigini. Poşetin içerisinden tam da otuzyedi numara bir çift yeşil postal çıkıyor. Bayılırım yeşile!

* * *

” Yeter artık bu göçebelige bu kadar eşya çok! Kullanmadıklarımı ayırıp veriyorum bugün.”

(Yer; şimdilerde misafir oldugum ev ve benim gibi misafir olan Merve’nin bildigin dış sesi.)

”Aman Merve’cim gözünü seveyim, ayır koy bir tarafa ve bana gösterme. Zaten olanları azaltmaya çalışıyorum. Ne kadar hafif sırt çantaları o kadar mutlu gezginler. Ama bir dakika, aslında bir şeye ihtiyacım var. Onu bulabilirsem alabilirim yoksa bayılsam bile birşey almayacagım.”

Ayırma işleminin sonunda, eskiyen ve/veya azıcık tombullaştıgımdan mütevellit dar gelen tişörtlerimin yerine bir-iki tişört alıyorum Merve’den. Ohh yeni postallarımla da çok güzel oldular.

* * *

” Hülya, eve hırsız girmiş! ”

(Yer; misafir oldugumuz ev, arayan Merve.)

– Geçmiş olsun. Nedir durum?

– Hepimizin bilgisayarları gitmiş.

……….

İlk aklıma gelen, yakın zamanda çogu şeyi yedekledigim oluyor. Buna da şükür! Ama dur, hayıııırrr! Fotograf makinam! Seyahatlerimin olmazsa olmazı mekinam! ”N’olur odaya bir bakabilir misiniz fotograf makinası duruyor mu? Tam da bilgisayarın yanında…”

”Maalesef”

Başımdan aşagıya kaynar sular dökülüyor. Onlar evde polis beklemede, ben eve dogru yürümede. Şu an yapılabilecek en iyi şey ne olabilir? Çikolata! Evet biraz çikolata belki herkesi birazcık mutlulandırır. Bol fıstıklı bir çikolatayla tutuyorum evin yolunu.

İşten ilk ayrıldıgımda kendime hediye etmiştim o makinayı. Yolculuklarımda daha güzel fotograflar çekebilmek için. Zaten pek bir şeyim yok ama sahip olduklarımın en kıymetlisiydi makinam. Evet üzülüyorum. Tam olarak sahip olmakla mı ilgili bu emin degilim fakat seyahatlerimde gönlümce fotograf çekme özgürlügümün elimden alınması ziyadesiyle canımı sıkıyor iki gündür. Yalnız dikkatimi çeken bir şey var. Tüm bu üzüntünün arasında hırsıza dair hissettigim hiç bir şey yok. Ne bir beddua, ne bir küfür, ne söylenme hatta serzeniş bile yok. Bir şükür de buna…

Hiç mi hata yapmadım? Kim bilir kaç kez yaptım ve yapacagım. Bu hatalar hiçkimseyi incitmedi mi? Bilerek ya da bilmeyerek kim bilir kaç kişiyi… Hiç mi kaybolmadım ya da kaybolmayacagım?

Kim bilir hangi hikayede kaybolmuş bir adam. Dilegim odur ki bir mucize olsun ve satmasın o makineyi. Eli varmasın işte bir şekilde. Çocukları varsa mesela, ilk adımını çeksin çocugunun ya da ilk okula başladıgı günü. Yürecigi titresin. Ve o çocuklar büyüyünce,  kaybolmasınlar. Artık hiçbir çocuk kaybolmasın!

Hülya’dan not ; Ne zormuş arkadaş, yazdıklarını bir blogta paylaşmak. Dünyanın en iyi insanı degilim sevgili okur, olmayacagım da! Ama dilerim ki çocuklar kaybolmasın. Gönüllerindeki umut, güven ve aşk hiç kaybolmasın!

sansula

* Mardin’de bir ilköğretim okulu. Çocuklar sansulayı keşifte 😉

sansula6

 

 

sansula 4

sansula 2

 

sansula5

sansula 7

Ve sansula kesmeyince, başlıyoruz türküye…

 

Reklamlar