Chiang Mai’de Yeni Yıl – “Keşke yalnız bunun için sevseydim” seyahat etmeyi!

 

Yollardayken bazen, bir gündür tanıdığım insanlar yoldaş hatta aile oluyor bana.

“Keşke yalnız bunun için sevseydim” seyahat etmeyi!

3 yeni yıl

Bir Afganistan asıllı Amerikalı, bir Avustralyalı, bir Fransız, bir İtalyan, bir Yeni Zellandalı, bir İngiltereli, üç Rus, bir Türk. Yeni yıla birlikte girmeye niyet ettik.

Fransız’ı siz de tanıyorsunuz zaten. Hani evinde misafir edemedi diye hostel paramı ödeyen arkadaş. Diğerleri de couchsurfing‘ten birbirlerini bulan dünyalılar.

2 yeni yıl

Yılbaşı akşamı, önce kalabalık meydanda tek tek buluşuldu. Sonrasında gittiğimiz teras barlardan birinde gökyüzünde uçuşan dilek fenerlerini görmeye başladığımızda heyecan da başladı. Meğer Chiang Mai, binlerce dilek fenerinin gökyüzüne uçurulduğu şehirmiş. Bunun için bir festivali olduğu gibi, yılbaşında da aynı manzarayı görmek mümkünmüş.

11 yeni yıl

Yetmiş iki milletin yan yana, dip dibe yer sofralarında oturduğu teras barda otururken;

“Sabredemiyorum bir an önce bir fener uçurmak istiyorum.” Dedi Amerikalı.
“Sahi tek dilek hakkımız mı var?” diye ekledi.
“Bilmiyorum” dedim.
“Hem kuralları kim koyuyor ki? Madem bizim fenerlerimiz, kuralları da biz koyalım. Üç dileğe ne dersin?”
“Süper.” Dedi.
Sonra grup olarak karar verdik. Üç dilek dileyeceğiz ve seçtiğimiz bir tanesini grupla paylaşacağız.
Anlaştık!

 

Teras bardan fener almak için tekrar sokağa döndüğümüzde, tam da meydanda dans eden ve kucaklaşan insanları görünce, bir süre için feneri unuttuk. Ne de olsa dans etmek çok ciddi bir mesele ve ertelemeye gelmez.

4 yeni yıl

 

Bizim bir Afganistan asıllı Amerikalı, bir Avustralyalı, bir Faransız, Bir İtalyan, Bir Yani Zellandalı, bir İngiltereli, üç Rus, bir Türk’ten oluşan aile büyüdü kocaman oldu. Etrafımızda her milletten insan, dans edip, şarkılar söyleyip kucaklaştık.

Meydan tıklım tıklım olduğundan, birbirimizi kollayıp gözeterek, dans ne kadar sürdü, her bir anına her birimiz ne kadar şükrettik bilmiyorum.

Sonra bizim bu kocaman aile toplaşıp, kalabalığın arasından ördek yavruları gibi tek sıra yola dökülüp fener aramaya yollandık.

Daha sakince bir sokağa geldiğimizde, Amerikalı koşup fener almaya gitti. Sekiz tane bulmuş. Sadece ikisinin parasını ödeyebilmiş. “Dilek dediğin şey parayla satılmamalı” demiş fenerleri veren. Hey yavrum beee! ❤

6 yeni yıl

Nasıl yakılır bilmediğimiz fenerlerin ilkinden hep birlikte başladık. Ördek yavruları olarak herkes el attı. Birlikte tuttuk, birlikte yaktık, birlikte diledik ve birlikte uçurduk…

Sonraki her bir fenerde da ailenin her birinin dokunuşu vardı.

7 yeni yıl

10 yeni yıl

IMG_5815

IMG_5788

IMG_5819

Dileklerimiz dileklere karıştı. Dünyanın her tarafından gelmiş, farklı milletten, farklı dinden, farklı renkten, her biri kendi biricikliğinde insanların dilekleri için uçurduğu binlerce fener ve biz altında seyrediyoruz…

1 yeniyıl

 

Bütün insanligin ortak tapinaği gibi ve biz altında bir aile gibi…
Keşke yalnız bunun için sevseydim seyahat etmeyi!

(Dileklere ne mi oldu?  Kural kuraldır. İkisini kendime saklarım, birini siz ördek yavrularıyla paylaşırım. Latin Amerika yolculuğu mu dedim? 😮 Hadi inşallah!)

Zor günlerde yapılacak en kıymetli şeyin birbirimize bakmak olduğunu “yaşatan” anneannelere şükranla!

Yol Hikayeleri / Chiang Mai – Tayland

“Neden Chiang Mai?” dedim.
“Çünkü anneannem burada. 78 yaşında ve onunla geçirebildiğim kadar çok vakit geçirmek istiyorum.” dedi.

Sandım ki maaile birlikte yaşıyorlar, değilmiş. Annemle babam Bangkok’ta, biz kardeşimle buradayız.

Yirmi altı yaşında gencecik bir oğlan. Couchsurfing’ten yazışmıştık. İngilizcesi’ni geliştirmek için üye olmuş siteye. Mesai sonrası beni arabasıyla aldı, Tayland’lı gençlerin gittiği bir kafeye götürdü. Kırık dökük İngilizcesiyle sohbet ediyoruz.

Ne yalan söyleyeyim. Aklıma ilk annesi geldi. O neden ilgilenmiyor ki? Sormama gerek kalmadan anlattı;

“Anneannem bile değil aslında. Anneannemin kız kardeşi. Hiç evlenmemiş. Annemle babam –nasıl söylesem- yaramazlar. (Kırık dökük İngilizcesinden anneyle babanın payına ancak bu kelime düştü.) İkisi de kumar düşkünü. Bugün Tayland’talar, yarın Kamboçya’da, öbür gün bilmem ki nerede… Ömürleri kumar oynamakla geçti, elde avuçta ne varsa gitti.

IMG_4831.jpeg

Çocukluğumdan beri hep anneannem baktı bize. Çok da yaramaz bir çocuktum. (Hala da biraz yaramazım bak deyip birasına iki buz atıyor.) Sonra bir gün erkek kardeşimle oturup bir karar verdik. Çok ama çok çalışmalı, para kazanmalı, hem kendimize hem de anneanneme bakmalı.

Gerçekten de çok çalıştım, çok zor günler geçirdim, hiç istemediğim halde iyi para kazanıyorlar diye doktor oldum ve anneannemin yanına tayin istedim. Öyle kolay değil tayininin Chiang Mai’ye çıkması, bir sürü de para ödedim. Ama bakma böyle para mara değişime. Çok zengin arkadaşlarım da var hiç parası olmayan arkadaşlarım da var. Zerre kadar mühim değil benim gözümde para.

Anneannemle geçirebildiğim kadar çok vakit geçirmek istiyorum. Çünkü bana o öğretti, zor günlerde yapılacak en kıymetli şeyin birbirimize bakmak olduğunu.

Yolculuğumun en başında tanışmıştım bu gencecik çocukla, Tayland ve Kamboçya’da geçirdiğim sonraki bir ay boyunca hep mesaj attı. “İyi misin? Neredesin? Bir şeye ihtiyacın var mı?” Ve ben hep bildim, onun mesajlarında 78 yaşındaki bir kadının şefkati olduğunu…

Zor günlerde yapılacak en kıymetli şeyin birbirimize bakmak olduğunu “yaşatan” anneannelere şükranla! 

 

Tayland – Chiang Mai / Gezgin Hülya’yı yeniden keşfetmenin yolu kaybolmaktan geçiyormuş, kayboldum!

1014125_527541310760101_648726318488713056_n

Chiang Mai’de 3. günümde, uyandım. Aman Allahım 3 gündür buradayım ve hiçbir şey yapmıyorum. Yani tam olarak öyle değil de, bir çok tur var gidilecek hiç birine katılmıyorum, şunları yap denen şeyler neydi unuttum, harekete geçmiyorum.

“Boş boş duruyorsun” dedi iç sesim.

Daha önceki bir çok yurt dışı yolculuğum birileriyle oldu. Hiç problem yaşamadım, hep çok eğlendim ve hep uyumluyduk ama işte uyumluymuşuz. İyi kötü bir planımız oluyordu ve harekete geçmek kolaydı. Uyumlanmam gerekmediğinde ben –gezgin Hülya- ne yaparmışım, bilmiyormuşum meğer.

“Hadi düşünmeyi bırak da şu yakınlardaki tapınaklardan birine git bari” dedim kendi kendime. Yolda devam edersin düşünmeye.

1915194_527541287426770_9106397002832182119_n
Chiang Mai’nin turistik kısmı kocaman bir dikdörtgen. Etrafı kanallarla çevrili çok düzgün bir dikdörtgen ve bir çok şey buranın içinde. Oranın etrafında bir tapınak ararken.
“Bir dakka ya!” dedim. Bu değildim ben, başka bir şey! Ben -gerçek- hayata karışmayı seviyorum. O zaman şimdi tam da şuralara gidin denilen yerin dışına taşma zamanı. Tam da oradaki hayatı koklamanın zamanı.
Haritayı kapattım, o dikdörtgenin dışında bir sokağa daldım ve kaybolmaya niyet ettim.
IMG_4431

Çok uzun sürmedi turistik bölgeden uzaklaşmam. Fakir, derme çatma bir sokakta yürürken,

“Nereyi arıyorsun?” dedi biri. Şaşırdım burada birinin İngilizce bilmesine.
“Kayboldum.” Dedim.
“Ben de” dedi. “Gelsene” deyip önünde durduğum bahçeye davet etti.
10553499_527541210760111_7869992137923106628_n

“Kayboldum” dedi. “Ne yaptığımı bilmiyorum. Gel gel korkma, yalnız değilim, bu kadınla yaşıyorum.” dedi bahçenin öbür ucundaki kadını göstererek. Karısı sandım ilk önce, değilmiş. Evin sahibiymiş. Bahçede çok fazla yardıma ihtiyacı olduğu için bu adamı işe almış.
Yıllarca Avrupa’yı dolaşmış, Fransa’da Almanya’da yaşamış bizim adam. Yirmi yıl gurbetlikten sonra doğup büyüdüğü şehre geri gelmiş.

“Bilmiyorum” diyor, “doğru mu yaptım. Kayboldum. Herkes gibi. Bu mahalledekiler gibi. Bu insanlar Myammar’dan göçüp gelmişler buraya. Göçmenler. Onlar da kaybolmuş işte. Benim gibi senin gibi. Düşünsene doğup büyüdükleri toprakları geride bırakıp burada yaşamaya çalışıyorlar. Politik sorunlardan kaçmışlar ama kaybolmuşlar. Insanlar onlara bakıp, Tai değil bunlar, Myammarlı diyorlar. Tıpkı sizin Almanya’da yaşayan Türk’lere dendiği gibi. Kaybolduk.”

IMG_4413.jpg

O sırada kadın bir sandalye ve bir bardak soğuk su getirdi bana tepsiyle.
Bizimki;
“aslında bu bizim kültürümüz. Şimdi her şey çok değişti, turist geldiğinden beri. Olması gereken bu ama artık kimsenin umurunda değil, bir bardak su veren bulamazsın. Bilmiyorum ki bu mudur hayat? Hatırlıyorum, eskiden, hiçbir şeyimiz yokken ve sokakta yaşam için mücadele verirken hepimiz birbirimize yardım ederdik. Şimdi kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Dedim ya kayboldum.”
Tam da haritayı kapatıp, ara sokaklarda –gerçek- hayata karışmaya karar verdiğim bu günde  yoluma çıkan bu adam… Gülümsedim.

“Belki de o kadar da kötü değildir her zaman kaybolmak” dedim.

“Ben bugün kaybolduğum için mutluyum mesela. Seni buldum. Turist olduğum için değil, insan olduğum için, oturacak bir sandalyem ve içilecek bir bardak soğuk suyum oldu. Ve kayboluşlarımı paylaşacak bir yoldaşım. ”
Kaap Kun Kaaa! (Teşekkürler! )

 

Tayland’ta masaj. Ne güzel bir hismiş insanın ayaklarının yıkanması!

Aslında, aktarmalı ve bolca beklemeli İstanbul-Bangkok uçuşum sonrası, Tayland’ta ilk gün yapacağım ilk iş olsun istemiştim masaj. İki gece havalimanlarında eğri büğrü uyuduğumdan hak ettim diyordum. Olmadı.

IMG_3401

Bangkok’taki ilk akşamlarımda, gece hayatının en yoğun olduğu Khosan Caddesinde, sokağa taşan barlar restoranlar arasındaki masaj salonlarına rastladım, sokak ortasındaki bu masaj hallerini biraz garipsedim, dışarıdan çok baktım ama girmedim.

Neyse 5. Gün, Chiang Mai’de epey bir yürüyüp yorulduktan sonra dinlenmek için ilk aklıma gelen, bir yere oturup bir şey içmek oldu. Nerede içerim diye kafamı bir kaldırdım ki, masaj salonunun önündeyim. Tabii ya, bu ülkede dinlenmek deyince çok güzel bir seçenek daha vardı di mi?
Hemen girdim içeriye, katalogtan masaj seçiyorum. Bunlar bildiğin -ya da bilmediğin- çeşit çeşit(miş). Tai masajı var, yağlı masaj var, ayak masajı var, sıcak bitki torbacıklarıyla yapılan bir şeyi var. Baş, omuz sırt olanını seçtim ben. Birazı sırt çantasından ama daha çoğu tüm dünyanın yükünü sırtımda taşıyorum sanmalardan, bütün derdim omuzlarım.

59969_526704430843789_7423567239025389504_n

Bu turuncu kılığı giydiriyorlar önce, giydim. Sonra bir yere oturttu kadın, ayak kısmında bir lavabo.

“Ayağını uzat” dedi.

“ Ay dedim yanlış oldu benimki omuz sırt falan, ayakla ne alakası var?”

“Eee” dedi “olsun, ayaktan başlar sağlık.” (Ne dedi tam anlamadım da bana öyle dedi gibi geldi.)

Ben ayağa dokunmaları hele ki başkasının ayağına dokunmaları hiç sevmediğimden biraz çekindim uzatmaya. Kadını kötü bir şeye para için maruz bırakıyormuşum gibi geldi ilk anda. Sonra teslim oldum.

Onun dünyasında neler oldu bilmiyorum ama bendeki his, kadıncağız sanki beni bebeklikten tanıyan anneannemin komşusu gibi içten gülümseyip nazikçe ayaklarımı lavabonun içine aldı, ne sıcak ne soğuk, tam da sevdiğim ılıklıkta bir suyla ayaklarımı sever gibi tek tek yıkayıp yumuşacık havlusuyla kuruladı. Ben orada eridim bittim zaten. Ne güzel bir hismiş yorgunluktan patlayan ayakları birinin şefkatle dokunması, ılık sularla yıkaması.

1913942_526704357510463_5197207589795033538_n

Uzun yıllar, “kocanın ayağını yıkamak puhahaa ne münasebet” geyikleri yapılan bir gelenekten gelen bir insan evladı olarak -tamam orada durum farklı biliyorum tabii de- ben bugün karar verdim. Bütün sevdiklerimin yorgun ayaklarını yıkamak istiyorum yahu, şefkatin dibiymiş resmen!

Masajı sorarsanız şayet, abla ayaklardan başladı, bel, sırt, omuzlar, kafa tam bir saat yoğurdu beni. Her gün olsa her gün yapılır yeminle!

Tabii bu bir seferlik tecrübe ile kalmadı masaj olayım. Hem Chiang Mai’de hem daha sonra Koh Chang adasında, yağlı masajı da, ayak masajını da, Tai masajını da yaptırdım. Hepsi de benim için cennete bilet gibi bir şeydi ama ılık sularla, severek ayakları(mı)n yıkanması paha biçilmez(miş)…

1934101_526704467510452_6102727162175427917_n
Meraklısına,
Benim yaptırdığım masaj 16 TL idi. Bunun 12 liraya olanı da var 55 liraya olanı da var. Masajın çeşidine, yaptırdığın salona vs ye göre değişiyor. (Yaz sonu omuzlarım çok ağrırken, bir gün zengin olayım Tayland’a gideceğim. Bir ay sadece hamakta yatıp, tropikal meyve suları içip her gün kendime masaj yaptıracağım diyordum. Sonra işte mucizeler oldu, yolum buralara düştü. 15 liraya günlük masaj yaptırıp 15 liraya da kalacak yer bulmak mümkün, eder sana ayda 900 TL Meyve suyu pahalı bence ama onun gerçeğini her gün içmek masrafları arttırabilir ; ) Çok da zengin olmaya gerek yokmuş sanki 😉

 

Tayland / Chiang Mai – Bunca yıllık gezginlik hayatımda ben böylesini görmedim!

Bana diyorlar ki korkmuyor musun tek başına yolda olmaktan, asıl yola çıkmayı bırakıp böyle güzel insanların her yerde olduğunu unutursam diye ödüm kopuyor!

IMG_4401

Bu seyahatte Bangkok’tan sonra Chiang Mai’ye gideceğim belliydi belli olmasına da hangi gün hiç belli değil. Yine de garanti olsun diye, couchsurfingten rastgele bir tarih için istek gönderdim birkaç kişiye. Onlardan biri idi Julien, ayıp ediyorsun başımın üstünde yerin var dedi sağ olsun.

Varışımdan iki gün önce bir mesaj; “Hülya çok çok üzgünüm. Bir aksilik oldu ve seni o tarihte ağırlamam mümkün değil. Senin için de uygunsa şu hostelde iki geceliğine yerini ayırtıyorum.” Altında da bir hostel linki!

Öylece baktım ekrana. İlk aklıma gelen, ben araştırmaya uğraşmayayım diye beni bildiği bir hostele yönlendiriyor herhalde oldu. Ama şimdi “single” oda falan demiş, benim bütçe kısıtlı. Kalacaksam da yatakhanede kalırım.

Tam anlayamadım ya kibar dille sordum; “kardeş sen tam olarak ne diyorsun bana?” diye.

“Seni ağırlayamadığım için çok çok üzgünüm, söz verdim ve tutamıyorum. O yüzden aynı tarihlerde senin için bir oda ayırttım ve şayet senin için de uygunsa bugün sen gelmeden gidip parasını ödeyeceğim.”

Ay hep mi güzelsiniz ben mi deliriyorum? Couchsurfing dediğin, gezginlerin birbirini gönüllü misafir ettiği bir ağ. Velev ki söz verdin, velev ki tutamıyorsun, daha gelmeme iki gün var, binbir türlü de çözüm var neden sen benim kalma paramı ödeyesin?

Canım gözüm ne iyisin ama ben yazarım cs’den birkaç üyeye daha, bulurum bir şeyler dediysem de dinletemedim. Şimdi yılbaşı zamanı her yer kalabalık bulamazsın dedi. Altından girdim, üstünden çıktım, al takke ver külah ikna edemedim. Hayatında beni hiç görmemiş, ve belki de hiç görmeyecek. Tayland’ta yaşayan bir Fransız. Tek ortak yanımız aynı web sitesinde gönüllü olmamız, gitti ve benim hostel paramı ödedi.

Bana diyorlar ki korkmuyor musun tek başına yolda olmaktan, asıl yola çıkmayı bırakıp böyle güzel insanların her yerde olduğunu unutursam diye ödüm kopuyor!

IMG_4042

IMG_4045

IMG_4399

IMG_4397

Chiang Mai’ye varınca ilk iş “armağan edilen” hostelimi buldum. Hero’nun fakirhaneden sonra rengarenk bahçeli, cıvıl cıvıl bu hostelde tek başıma bir odada kalacak olmak Hilton’da kalıyor hissi yarattı yeminle. 😉 (Hiç Hilton’da kalmadığım doğrudur 🙂 )

Önce odaya yerleştim, biraz bahçenin tadını çıkarttım. Sonra da o uzun gece yolculuğunu yapan ben değilmişim gibi attım kendimi sokaklara…

IMG_4081

IMG_4085

IMG_4294

IMG_4070

IMG_4089

Tapınaklar cennetine gelmişim haberim yok. En başta ısrarla haritamdaki tapınakları bulmaya çalıştım ki her seferinde başka bir tanesine vardım. Bir süre sonra kapadım haritayı maritayı zira her sokaktan bir başka görkemli tapınak fırlıyor. Öyle de güvenli hissediyorum ki, yolumu kaybetmişim kaybetmemişim umurumda değil 🙂

IMG_4265IMG_4253IMG_4179

IMG_4317

IMG_4157IMG_4145IMG_4121IMG_4098

Henüz hiç Tayland seyahati hesapta yokkenki hayalimdi, zengin olursam Tayland’ta güneşli bir ay, masaj, hamak ve tropikal meyve suları. Tezgahta rengarenk meyveleri görünce zengin olmuş kadar oldum. Koştum vardım hanım kızımızın yanına.

IMG_4334

Hemen bir karışık meyve suyu söyledim. İçinde de olmazsa olmazım “passion fruit”. (Binyıllar öncesinde İngiltere’de mi rastlayıp yemişim bir kez. O gün bugündür ismini bilmeden aklımın bir köşesindeydi.)

Fotoğraf çekmek için tezgahın arkasına geçince anladım işin aslını. Biraz meyvelerden koyuyor eywallah. Bir şişede su, bir başka şişede de tatlandırıcılı su. Hepsini karıştırınca oluyor sana karışık meyve suyu. Pehh! Tam bu değildi hayalim ama, İstanbul’da kar yağarken şıpıdık sandaletlerimle “passion fruit” suyumu yudumlarken söylenirsem çarpılırım wallahi! Bana düşen Chiang Mai’deki ilk günümün keyfini çıkartmak…

IMG_4340

IMG_4788

IMG_4822

Meraklısına, Julien ile birkaç gün sonra tanıştık, yeni yıla birlikte girip, dileklerimizi  gökyüzüne hep birlikte uçurduk…

Bana diyorlar ki korkmuyor musun tek başına yolda olmaktan, asıl yola çıkmayı bırakıp böyle güzel insanların her yerde olduğunu unutursam diye ödüm kopuyor!IMG_5788.JPG

IMG_5815

 

Gece treni / Bangkok – Chiang Mai (Bu not Annem ve Babam’a!)

IMG_3974.jpeg

Üc günlük Bangkok durağından sonra, kuzeye Chiang Mai’ye giden yataklı trendeyim. Tren tıklım tıklım dolu. Çoğu da benim gibi sırt çantalı gezgin. Yolculuk 14 saat sürecek ve bahtsız bedevi olarak yataklı vagondaki yerimin biletini üst kattan, penceresiz yerden almışım. Zaten o bilet mevzusu da uzun ve sancılı. Tüm yolculuk boyunca en büyük kazıklanmamdı o bilet. Bir ara belki anlatırım. 😉

Yerle ilgili yine de bir hamle yapıp genç görevliye bak burası boş ben şu aşağıya geçsem dedim tarzanca. Bana listeleri gösterip “her yer dolu abla kusurumuza bakma” dedi sanırım. 😮

10275_525906614256904_5105472211685143683_n

Sonrası, bu not Annem ve Babam’a;
***
2002 senesinde, İngiltere’ye dil öğrenmek üzere çocuk bakmaya gitmiştim. Annem ve Babam e-posta yazmayı öğrenmişlerdi ben gitmeden. Birkaç e-posta alışverişinden sonra annemin son e-postası geldi;

“Hülyacım, ben buna dokunamıyorum, bunu koklayamıyorum o yüzden de bir şey anlamıyorum, lütfen bana posta adresini verir misin?”
On gün sonra geldi ilk mektubum, açtım. Annem A-4 kağıdını ikiye katlayıp öyle yazar mektuplarını. Kitap gibi açtım mektubu, sol tarafta yapıştırılmış renkli kır çiçekleri, sağ tarafta mektup başlıyor;
“Hülyacım,
Bu çiçekler seninle birlikte topladığımız çiçekler. Evet biliyorum fiziken yanımda değildin ama ben bunları toplarken aklımda, gönlümde, yanıbaşımdaydın…”
***
Bu not Annem ve Babama;
Bu sabah seher vakti Bangkok – Chiang Mai gece trenindeki penceresiz yatağımda uyandım. Tuvalete gittiğimde pencereden sisler içinde öyle güzel bir manzara vardı ki, koşarak restorana gittim.

IMG_3902.jpeg

İşte bu fotoda gördüğünüz tüm ağaçlar ve yeşilin her tonu, bu sabah birlikte yaptığımız tren yolculuğundan. O trende birlikte olmayı çok isterdim.

Yeşilin binbir tonunda kaybolurken ben, yanımda değildiniz ama aklımdaydınız, gönlümdeydiniz. Ve bilin ki yola çıkma teklifim her zaman geçerli, ne zaman isterseniz.
IMG_3847.jpeg

Benim için endişelendiğinizi biliyorum. Güvende olmak için yeterince çaba sarf ediyorum, merak etmeyin. Yoldayken bir de hiç çaba sarf etmediğim bir şey var ki mutlu olmak. İlk kilometreyle birlikte kendiliğinden oluveriyor işte. Bu sabah dev bir yeşilliğin ortasında trenin kocaman penceresinden ciğerlerime dolan rüzgarla birlikte şıpır şıpır gözümden dökülen yaşlar mutluluktandı ve siz de oradaydınız. 😉

Sizi Seviyorum.

IMG_3862.jpeg