Bombalardan korkuyorum ben, hem kötülerinden hem de iyi(!)lerinden…

20150101_134052

Sekiz ay sonra yeniden Urfa Suruç’tayım. O zamanlar Suruç’taki okullara masal anlatmaya gelmiştim. Şimdinin hikâyesi ise farklı. Gelen giden çok artık Suruç’a, iş de çok.

Vardıktan yalnızca on dakika sonra eşyaları kültür merkezine atıp bir depoda buluyoruz kendimizi. Suriye’deki savaştan kaçıp gelenlere erzak dağıtımı için kullanılan bir depo burası. İçeriye girişimizin ikinci dakikasında da pirinçler bulgurlar paketlemeye başlıyoruz.  Beşer kiloluk bulgur pirinç mercimek nohut derken 20 – 30 ar kiloluk büyük paketleri taşımak imkansız hale gelince İsveç’li bir çocuk tutuyor ucundan. Aslında gazeteciymiş ya, yardım ederken kendisini kaybetmiş. Bir ara da birşeyler yazıp göndersem iyi olacak diyor…

“Heval çay!” Buralarda ilk öğrenilen Kürtçe kelime Heval (Arkadaş).  Başka hiçbir ortak şey yoksa Heval var.  Kobane’li Ahmet tutup kolumuzdan çay molası verdiriyor bize. İşe dalıp sen unutsan o unutmuyor. Dolduruyor çayını, şekerini de katıp öyle veriyor. Sonradan başkalarından öğreniyorum, bütün gün bu ağır işlerde çalışan Ahmet meğer savaşta yaralanmış. Kurşun bacağından girip çıktığında kemiğe de zarar vermiş ya o yüzden akşamları el ayak çekilince, kemeriyle bacağını sıkıp öyle dindiriyormuş ağrısını…Boğazı düğüm düğüm yapan hikaye çok burada ama paylaşınca azalır mı çoğalır mı bilemiyorum hala ya ondandır yazıp çizmeyişim.

Öteki,  Özlem’e bir şey söylüyor. “O nereliymiş?” diyorum. “Bilmem” diyor Özlem, “ herhalde gezegenden vicdanlı”. Sonra, telefonu çalıyor ; “Seccadeler, tamam pekii getirmeye çalışırım.” Birkaç gün önce Suruç’a yardım getiren Sulukule’li hip hopçılar, annelerine hediye aldıkları seccadeleri unutmuşlar da depoda, onları istiyorlarmış. Efendim? Savaş… seccade… Kürt… depo… bulgur…hediye… Sulukule… hip hop…anne… Devrelerim yanıyor yine…

10411281_10153093822140984_3781861487768199199_n

(Özlem Lesport’un kadrajından)

20141229_191027

20141229_193514

20141229_191546

(Buradaki diğer gönüllü arkadaşların çocuklarla yaptığı çalışmadan. İnadına düğün dernek kurmuş biri. Öteki Kobene toprağı yazmış, kalp olmuş sonra o toprak, kalp olmuş işte!)

Suruç’a gelen giden çok, iş de çok.Depoda çalışanlar, sabahlara kadar ofiste bilgisayar başında oturanlar, araçlarla sağa sola gidip erzak dağıtanlar. Çok titiz bir çalışma yürütmeye ve tüm yardımları adil bir şekilde bölüştürmeye çalışıyorlar. Kimisi okulunun yarı tatilinde gelmiş, kimisi işten yıllık iznini almış. Gönüllülerin çoğu Suruç’taki Kültür Merkezi’nde kalıyor. İki büyük oda gönüllülere ayrılmış. Bol bol yer yatağı ve battaniye var. Odaların yetişmediği zamanlarda bahçedeki iki büyük çadır kullanılıyor. Banyo ihtiyacı olduğunda duyan bilen biri evini açıyor, kazanını yakıyor. Ben çokça üşüyen biri olduğum için en azımdan saçımı tam kurutabileyim diye kuaförde yıkatayım dedim işte sonrası malum, bayan kuaförü olmayınca, her yer benim evimdir dedik, gerekirse erkek kuaförünün yıkama koltuğu da. “Masaj da yapayım mı abla?” dedi Kadir, yok dedim henüz o kadarına hazır değilim.

20141231_165318

“Heval” dedi biri ikinci gün. “Evlere kayıda gider misin?”  “Giderim de ne yapacağız tam olarak? “Ailelerin kayıtlarını sağlıklı bir şekilde güncellemek istiyoruz ki yardımlar gerektiği gibi ulaşsın.”

Yanımda tercümanım Suruç’lu Mehmet, sekiz saat boyunca tuvalete bile gitmeden onlarca eve girip çıkıyoruz. Açılan her bir kapının ardında 3-4 aile. Her ailede en az sekiz on nüfus. Alel acele demlenen bol şekerli çaylar.

20141230_111930

(Evlerden birindeki çocuk dünyadan…)

Evet, yüzlerce Kobaneliyle tanıştım onlarca eve girip çıktım ama kapılardan birinin ardında, bir kadın, öyle bir kadın, öyle bir endam. Gözlerimi alamadım. Semira teyze. Bakmayın siz benim dandik telefonumun fotolarına. Bir teyzeye aşık olunuyorsa şayet, ben Semira teyzeye aşık oldum. Bir tütün sardı sonra kendine, değme tiryakiler halt etsin. Sözleştik Semira teyzeyle, bütün bunlar bittiğinde Kobaneye gidip misafiri olacağım, bana çay yapacak, oturup dertleşeceğiz iki kadın.

20141230_113100

20141230_113923

Aslında ilk yola çıkış nedenim buradaki çocuklarla birşeyler yapmak, yeni yıla çocuklarla girmekti de, dil problemi ondan daha da önemlisi kamplarda 200 – 300 e varan çocuk sayısı bunu pek mümkün kılmadı. O yüzden ilk iki gün başka işlere el attım ama yılbaşı günü ne olursa olsun çocuklarla olmalı. O sebepten Suruç’a birlikte geldiğimiz ve her gün bir başka çadır kamptaki çocukları ziyaret eden jonglör ve müzisyen arkadaşların çalışmalarına eşlik ediyorum. Neco kamplara ulaşımı tek tekerle sağladığından daha kampa kapıdan girişimiz şenlikli oluyor. Necmi tek tekeriyle önde, yüzlerce çocuk arkasında başlıyor eğlence. Sonrası bol bol müzik, ve keyifli bir gösteri.

10422056_635001769955788_3407472747751087168_n

(Aylin Gökmen’in kadrajından)

20150101_132624

 

10487452_635002526622379_8181126753052396483_n

(Aylin Gökmen’in kadrajından)

Aylin Gökmen

(Aylin Gökmen’in kadrajından)

20150102_160738

(Viranşehir’deki Ezidi kampı gösteri çıkışından)

20141231_144712

Yılbaşı gecesini kültür merkezinin bahçesindeki “Circus Suruç” adını verdiğimiz çadırda geçiriyoruz. Diğer gönüllülerden de uğrayanlar var. Gece yarısı geri sayıma İngilizce başlayıp İspanyolca Türkçe ve Kürtçe devam ediyoruz. Gülüşüyoruz ama tüm gülüşler gibi o da bomba sesleriyle bölünüyor. “Tamam tamam” diyor biri,” merak etmeyin bu iyi bomba, düşmanı vuran bomba.” Savaş öyle bir şeymiş ki bombaları bile ikiye ayıran. İyiler ve kötüler.

20150102_110600

Dillerden korkmuyorum, hevalin hiçbir dilinden, renklerden korkmuyorum, doğanın hiçbir renginden ama bombalardan korkuyorum ben, hem kötülerinden hem de iyi(!)lerinden…

10885458_635002649955700_7264953940760165276_n

(Aylin Gökmen’in kadrajından)

20141231_142442

20150101_131023

20150101_131110

20150101_131131

20150101_131032

20150101_131011

20150101_130238

10407261_635001499955815_5908557741188096495_n

(Aylin Gökmen’in kadrajından “Circus Suruç” ekibi)