Zor günlerde yapılacak en kıymetli şeyin birbirimize bakmak olduğunu “yaşatan” anneannelere şükranla!

Yol Hikayeleri / Chiang Mai – Tayland

“Neden Chiang Mai?” dedim.
“Çünkü anneannem burada. 78 yaşında ve onunla geçirebildiğim kadar çok vakit geçirmek istiyorum.” dedi.

Sandım ki maaile birlikte yaşıyorlar, değilmiş. Annemle babam Bangkok’ta, biz kardeşimle buradayız.

Yirmi altı yaşında gencecik bir oğlan. Couchsurfing’ten yazışmıştık. İngilizcesi’ni geliştirmek için üye olmuş siteye. Mesai sonrası beni arabasıyla aldı, Tayland’lı gençlerin gittiği bir kafeye götürdü. Kırık dökük İngilizcesiyle sohbet ediyoruz.

Ne yalan söyleyeyim. Aklıma ilk annesi geldi. O neden ilgilenmiyor ki? Sormama gerek kalmadan anlattı;

“Anneannem bile değil aslında. Anneannemin kız kardeşi. Hiç evlenmemiş. Annemle babam –nasıl söylesem- yaramazlar. (Kırık dökük İngilizcesinden anneyle babanın payına ancak bu kelime düştü.) İkisi de kumar düşkünü. Bugün Tayland’talar, yarın Kamboçya’da, öbür gün bilmem ki nerede… Ömürleri kumar oynamakla geçti, elde avuçta ne varsa gitti.

IMG_4831.jpeg

Çocukluğumdan beri hep anneannem baktı bize. Çok da yaramaz bir çocuktum. (Hala da biraz yaramazım bak deyip birasına iki buz atıyor.) Sonra bir gün erkek kardeşimle oturup bir karar verdik. Çok ama çok çalışmalı, para kazanmalı, hem kendimize hem de anneanneme bakmalı.

Gerçekten de çok çalıştım, çok zor günler geçirdim, hiç istemediğim halde iyi para kazanıyorlar diye doktor oldum ve anneannemin yanına tayin istedim. Öyle kolay değil tayininin Chiang Mai’ye çıkması, bir sürü de para ödedim. Ama bakma böyle para mara değişime. Çok zengin arkadaşlarım da var hiç parası olmayan arkadaşlarım da var. Zerre kadar mühim değil benim gözümde para.

Anneannemle geçirebildiğim kadar çok vakit geçirmek istiyorum. Çünkü bana o öğretti, zor günlerde yapılacak en kıymetli şeyin birbirimize bakmak olduğunu.

Yolculuğumun en başında tanışmıştım bu gencecik çocukla, Tayland ve Kamboçya’da geçirdiğim sonraki bir ay boyunca hep mesaj attı. “İyi misin? Neredesin? Bir şeye ihtiyacın var mı?” Ve ben hep bildim, onun mesajlarında 78 yaşındaki bir kadının şefkati olduğunu…

Zor günlerde yapılacak en kıymetli şeyin birbirimize bakmak olduğunu “yaşatan” anneannelere şükranla! 

 

Reklamlar

Gece treni / Bangkok – Chiang Mai (Bu not Annem ve Babam’a!)

IMG_3974.jpeg

Üc günlük Bangkok durağından sonra, kuzeye Chiang Mai’ye giden yataklı trendeyim. Tren tıklım tıklım dolu. Çoğu da benim gibi sırt çantalı gezgin. Yolculuk 14 saat sürecek ve bahtsız bedevi olarak yataklı vagondaki yerimin biletini üst kattan, penceresiz yerden almışım. Zaten o bilet mevzusu da uzun ve sancılı. Tüm yolculuk boyunca en büyük kazıklanmamdı o bilet. Bir ara belki anlatırım. 😉

Yerle ilgili yine de bir hamle yapıp genç görevliye bak burası boş ben şu aşağıya geçsem dedim tarzanca. Bana listeleri gösterip “her yer dolu abla kusurumuza bakma” dedi sanırım. 😮

10275_525906614256904_5105472211685143683_n

Sonrası, bu not Annem ve Babam’a;
***
2002 senesinde, İngiltere’ye dil öğrenmek üzere çocuk bakmaya gitmiştim. Annem ve Babam e-posta yazmayı öğrenmişlerdi ben gitmeden. Birkaç e-posta alışverişinden sonra annemin son e-postası geldi;

“Hülyacım, ben buna dokunamıyorum, bunu koklayamıyorum o yüzden de bir şey anlamıyorum, lütfen bana posta adresini verir misin?”
On gün sonra geldi ilk mektubum, açtım. Annem A-4 kağıdını ikiye katlayıp öyle yazar mektuplarını. Kitap gibi açtım mektubu, sol tarafta yapıştırılmış renkli kır çiçekleri, sağ tarafta mektup başlıyor;
“Hülyacım,
Bu çiçekler seninle birlikte topladığımız çiçekler. Evet biliyorum fiziken yanımda değildin ama ben bunları toplarken aklımda, gönlümde, yanıbaşımdaydın…”
***
Bu not Annem ve Babama;
Bu sabah seher vakti Bangkok – Chiang Mai gece trenindeki penceresiz yatağımda uyandım. Tuvalete gittiğimde pencereden sisler içinde öyle güzel bir manzara vardı ki, koşarak restorana gittim.

IMG_3902.jpeg

İşte bu fotoda gördüğünüz tüm ağaçlar ve yeşilin her tonu, bu sabah birlikte yaptığımız tren yolculuğundan. O trende birlikte olmayı çok isterdim.

Yeşilin binbir tonunda kaybolurken ben, yanımda değildiniz ama aklımdaydınız, gönlümdeydiniz. Ve bilin ki yola çıkma teklifim her zaman geçerli, ne zaman isterseniz.
IMG_3847.jpeg

Benim için endişelendiğinizi biliyorum. Güvende olmak için yeterince çaba sarf ediyorum, merak etmeyin. Yoldayken bir de hiç çaba sarf etmediğim bir şey var ki mutlu olmak. İlk kilometreyle birlikte kendiliğinden oluveriyor işte. Bu sabah dev bir yeşilliğin ortasında trenin kocaman penceresinden ciğerlerime dolan rüzgarla birlikte şıpır şıpır gözümden dökülen yaşlar mutluluktandı ve siz de oradaydınız. 😉

Sizi Seviyorum.

IMG_3862.jpeg

Konya’da iki yıl önce ısmarlanan çay, döndü dolaştı Tayland Chiang Mai treninde beni buldu!

Konya’da iki yıl önce ısmarlanan çay, döndü dolaştı Tayland Chiang Mai treninde beni buldu!

Yollarda olmaya aşık olmayayım da ne yapayım ben?

“Aslında ben de çok seviyorum gezmeyi”dedi.

IMG_3855.jpeg

Ama öyle bırakıp gitme şansım yok yeni ev aldım krediyle.”

Kaç yıl yedin?” dedim.

25” dedi.

Sırıttık acı acı.

IMG_3808

“Çünkü yeni evlendim” dedi. “Eşimin bir eve ihtiyacı var değil mi ya?” Bunu söylerken gözleri parlıyordu.

Meksika’lı eşi, 4-5 aktarmayı göze alıp, noel için memlekete gitmeye karar vermiş ama bizimkisinin o kadar yolu gözü alamayınca karısına iyi yolculuklar dileyip Tayland’a uçmuş.

Ben gitmedim ama kardeşim iki yıl önce Türkiye’ye gitti” dedi. İstanbul ve Konya’ya.

“Hadi İstanbul’u anladım da taa dünyanın öbür ucundan kalkıp gelip neden Konya?” (Hoş tahmin ettim tabii de.)

Kardeşim sufidir” dedi. Kanada’da yaşar ve orada her hafta dergaha gidip sema eder. Türkiye’ye gitme sebebi de oydu. Şanslarına Konya’da da tanıştıkları bir kadın, Mevlana’nın türbesini sırf onlar için açtırmış ve iki arkadaş içeriye girip sema etmişler.

“Yolculuklarının en kıymetli anıydı” diyor.

Bir an gözümde canlandı, Singapurlu kardeş ve Kanadalı arkadaşının Mevlana’da bir akşam üzeri dönüşleri,

IMG_1590.jpeg

“Bir de gittiğimiz her yerde çay ikram etmişler biliyor musun?” diyor şaşkınlıkla.

“Sadece dükkanlara değil evlere bile davet edilmişler çay ikramı için” 

IMG_3856.jpeg

“Eeee bir gelenektir bizde” dedim.

Beş dakika sonra restorandaki görevliyi çağırıp iki çay söyledi ikimize ve ödememe kesinlikle izin vermedi. Gülümseyip “çaylar benden, Türk geleneği” dedi.

IMG_3825

Konya’da iki yıl önce bir Singapur’luya ısmarlanan çay, döndü dolaştı Tayland Chiang Mai treninde beni buldu!

Yollarda olmaya aşık olmayayım da ne yapayım ben?

IMG_3812

 

 

 

Ahh bir bilsem şu gidinin dünyasında ben nereliyim…

12118829_499287420252157_7649809964937360806_n

Yol Hikayeleri / Uzun Çarşı – Antakya

Bütün gün bir şey yemediğimi fark ettim. Kımıldayacak halim yok. Yorgunluğumun sebebini anlayınca, uzun Çarşı’nın kapanan kepenk sesleri arasında bir yere oturdum. Yarım porsiyon söyledim. “Ayran içmeyeyim şimdi uykumu getirir” dedim garsona. Allah biliyor ya çok susadığım halde suyu bile içmedim. Siz deyin cimrilik ben diyeyim dışarda yediğim için kendime ceza…
Dönüş yolunda çarşı iyiden iyiye kapanmış. Boş sokaklarda bir çocuk, boyunca arabası, plastik topluyor. Laf attım aldırış etmedi, işine devam etti…
Ters istikametlere yürürken biz, boğazıma dizildi o yarım porsiyon…
Dönecek oldum, iç yargıcım sesini yükseltti.
“Ne yani vicdanını mı rahatlatacaksın? Bir yemek ısmarladın diyelim, düzeltebilecek misin bu çocuğun hikayesini?”
İleri gittim olmadı, geri döndüm olmadı.
Sonuçta ben bu yola hiç tanımadığım insanların sofrasına oturmak için çıkmadım mı? Susturdum yargıcımı. Haksız ya da haklı olmak istemiyorum artık ben. Mutlu olmak istiyorum hepsi bu!
Yakaladım çocuğu bir karanlık sokakta.
“Türkçe biliyor musun?” dedim, kafasını salladı. Yoldan geçen bir adam buldum.
“Arapça biliyor musun?” dedim “biraz”dedi.
“Sorar mısınız işi daha çok var mıymış? Ona bir yemek ısmarlasam kabul eder mi?”
Adamın Arapçası gerçekten biraz olacak ki sadece “aç mısın?” diye sorabildi. Çocuk “yok” dedi. İşine devam etti.
“Suriyeli Abla bunlar. Saat dokuza ona kadar çalışırlar daha. Sahi sen nerelisin?”
Ahh bir bilsem şu gidinin dünyasında ben nereliyim…

Başka Bir Dünya Mümkün(müş), çocuklu da!

12310538_517306435116922_5136014491860391998_n

Yol Hikayeleri / Fethiye Yanıklar Köyü

Birkaç ay önce karar vermiş annesiyle babası, onu şehirde büyütmemeye. Yuvada değil, açık havada yapıyor şimdilerde resimlerini, babacığı ona yanı başında börek yaparken.

12310539_517306475116918_665258075583893894_n
Güneşli bir günde bir yağmur uyduruyor. İlk önce dikkatlice otomatik şemsiyeyi açmayı öğreniyorlar, sonra da onun elindeki şemsiyenin altına iki büklüm sığışan babayla gezmeye çıkıyorlar kırlarda.

12308297_517306451783587_4856329877585316655_n
Hatırı çokça sayılan okullarda okumuş anneyle baba. O kısmı sormasanız söylemezler.

Şimdilerde o, akşam üzerleri anne ile babanın işten gelişini beklemek yerine, onlarla birlikte bir çok abi ve ablayı da alıp yanına tepelere tırmanıyor gün batımını izlemek üzere ve hep birlikte şarkılar söylüyorlar güneşe doğru…
Başka bir dünya mümkünmüş! Çocuklu da!

12308785_517306491783583_1857847071936941783_n (1)

12316287_517306488450250_7444808956502272533_n

“Eren’im öyle severdi.” dedi, “boyamıyorum o yüzden hiç…”

saliteyze

Yol Hikayeleri / Mersin

Bembeyaz, kısacık saçları, nasıl güzel bir kadın -eşinin deyimiyle- “Sali” teyze…
“Eren’im öyle severdi.” dedi, “boyamıyorum o yüzden hiç…”
“Ben Batmanlı’yım, eşim de Çerkes. Aşktı bizimkisi, ahh hem de ne aşk…”
***
Geçenlerde, yola çıkmadan önce, İstanbul’da balkonda otururken, bir minik tüy buldum, yumuşacık tuttum onu, gidene özlem gibi konuştum o tüyle, sevdim onu usul usul, uzun uzun anlattım hasretimi. O sırada yüzüm Judith’e, sırtım da benim odama dönük, Judith birden bir çığlık kopardı;
“Hülya mucize!” Sen bu minik tüyle konuşurken gökyüzünden kocaman bir tüy döne döne süzüldü ve odanın penceresinden içeriye girdi!”
***
Bundan birkaç hafta sonra, Mersin’de, ilk defa geldiğim bir evde, saat sabahım üçü, hayatımda ilk defa gördüğüm Sali Teyze tuttu elimden, usulca salona götürdü.
Bir elinde ben, bir elini rafa uzattı.

“Gördün mü kuluçkaya yatan tavuğu” dedi.
“Eren amcan bulmuş bunu. Heyecanla; Sali bana iki tüy bulur musun, dedi. Çıktım balkona. Sanki bir kuş bizim için bırakmış.”
“Eren buldum dedim.”
-bilmem ki Judith gibi çığlık atmış mıydı o da-
Yapıştırdı birini Eren Amcan, tam o sırada zamk bitti. Kaldı ikincisi. 15 gün sonra Eren amcanı kaybettik kızım. Tam on dört yıl oldu aynı rafta durur tavuk da yapıştırılamayan tüy de…