Chiang Mai’de Yeni Yıl – “Keşke yalnız bunun için sevseydim” seyahat etmeyi!

 

Yollardayken bazen, bir gündür tanıdığım insanlar yoldaş hatta aile oluyor bana.

“Keşke yalnız bunun için sevseydim” seyahat etmeyi!

3 yeni yıl

Bir Afganistan asıllı Amerikalı, bir Avustralyalı, bir Fransız, bir İtalyan, bir Yeni Zellandalı, bir İngiltereli, üç Rus, bir Türk. Yeni yıla birlikte girmeye niyet ettik.

Fransız’ı siz de tanıyorsunuz zaten. Hani evinde misafir edemedi diye hostel paramı ödeyen arkadaş. Diğerleri de couchsurfing‘ten birbirlerini bulan dünyalılar.

2 yeni yıl

Yılbaşı akşamı, önce kalabalık meydanda tek tek buluşuldu. Sonrasında gittiğimiz teras barlardan birinde gökyüzünde uçuşan dilek fenerlerini görmeye başladığımızda heyecan da başladı. Meğer Chiang Mai, binlerce dilek fenerinin gökyüzüne uçurulduğu şehirmiş. Bunun için bir festivali olduğu gibi, yılbaşında da aynı manzarayı görmek mümkünmüş.

11 yeni yıl

Yetmiş iki milletin yan yana, dip dibe yer sofralarında oturduğu teras barda otururken;

“Sabredemiyorum bir an önce bir fener uçurmak istiyorum.” Dedi Amerikalı.
“Sahi tek dilek hakkımız mı var?” diye ekledi.
“Bilmiyorum” dedim.
“Hem kuralları kim koyuyor ki? Madem bizim fenerlerimiz, kuralları da biz koyalım. Üç dileğe ne dersin?”
“Süper.” Dedi.
Sonra grup olarak karar verdik. Üç dilek dileyeceğiz ve seçtiğimiz bir tanesini grupla paylaşacağız.
Anlaştık!

 

Teras bardan fener almak için tekrar sokağa döndüğümüzde, tam da meydanda dans eden ve kucaklaşan insanları görünce, bir süre için feneri unuttuk. Ne de olsa dans etmek çok ciddi bir mesele ve ertelemeye gelmez.

4 yeni yıl

 

Bizim bir Afganistan asıllı Amerikalı, bir Avustralyalı, bir Faransız, Bir İtalyan, Bir Yani Zellandalı, bir İngiltereli, üç Rus, bir Türk’ten oluşan aile büyüdü kocaman oldu. Etrafımızda her milletten insan, dans edip, şarkılar söyleyip kucaklaştık.

Meydan tıklım tıklım olduğundan, birbirimizi kollayıp gözeterek, dans ne kadar sürdü, her bir anına her birimiz ne kadar şükrettik bilmiyorum.

Sonra bizim bu kocaman aile toplaşıp, kalabalığın arasından ördek yavruları gibi tek sıra yola dökülüp fener aramaya yollandık.

Daha sakince bir sokağa geldiğimizde, Amerikalı koşup fener almaya gitti. Sekiz tane bulmuş. Sadece ikisinin parasını ödeyebilmiş. “Dilek dediğin şey parayla satılmamalı” demiş fenerleri veren. Hey yavrum beee! ❤

6 yeni yıl

Nasıl yakılır bilmediğimiz fenerlerin ilkinden hep birlikte başladık. Ördek yavruları olarak herkes el attı. Birlikte tuttuk, birlikte yaktık, birlikte diledik ve birlikte uçurduk…

Sonraki her bir fenerde da ailenin her birinin dokunuşu vardı.

7 yeni yıl

10 yeni yıl

IMG_5815

IMG_5788

IMG_5819

Dileklerimiz dileklere karıştı. Dünyanın her tarafından gelmiş, farklı milletten, farklı dinden, farklı renkten, her biri kendi biricikliğinde insanların dilekleri için uçurduğu binlerce fener ve biz altında seyrediyoruz…

1 yeniyıl

 

Bütün insanligin ortak tapinaği gibi ve biz altında bir aile gibi…
Keşke yalnız bunun için sevseydim seyahat etmeyi!

(Dileklere ne mi oldu?  Kural kuraldır. İkisini kendime saklarım, birini siz ördek yavrularıyla paylaşırım. Latin Amerika yolculuğu mu dedim? 😮 Hadi inşallah!)

Reklamlar

Tayland – Chiang Mai / Gezgin Hülya’yı yeniden keşfetmenin yolu kaybolmaktan geçiyormuş, kayboldum!

1014125_527541310760101_648726318488713056_n

Chiang Mai’de 3. günümde, uyandım. Aman Allahım 3 gündür buradayım ve hiçbir şey yapmıyorum. Yani tam olarak öyle değil de, bir çok tur var gidilecek hiç birine katılmıyorum, şunları yap denen şeyler neydi unuttum, harekete geçmiyorum.

“Boş boş duruyorsun” dedi iç sesim.

Daha önceki bir çok yurt dışı yolculuğum birileriyle oldu. Hiç problem yaşamadım, hep çok eğlendim ve hep uyumluyduk ama işte uyumluymuşuz. İyi kötü bir planımız oluyordu ve harekete geçmek kolaydı. Uyumlanmam gerekmediğinde ben –gezgin Hülya- ne yaparmışım, bilmiyormuşum meğer.

“Hadi düşünmeyi bırak da şu yakınlardaki tapınaklardan birine git bari” dedim kendi kendime. Yolda devam edersin düşünmeye.

1915194_527541287426770_9106397002832182119_n
Chiang Mai’nin turistik kısmı kocaman bir dikdörtgen. Etrafı kanallarla çevrili çok düzgün bir dikdörtgen ve bir çok şey buranın içinde. Oranın etrafında bir tapınak ararken.
“Bir dakka ya!” dedim. Bu değildim ben, başka bir şey! Ben -gerçek- hayata karışmayı seviyorum. O zaman şimdi tam da şuralara gidin denilen yerin dışına taşma zamanı. Tam da oradaki hayatı koklamanın zamanı.
Haritayı kapattım, o dikdörtgenin dışında bir sokağa daldım ve kaybolmaya niyet ettim.
IMG_4431

Çok uzun sürmedi turistik bölgeden uzaklaşmam. Fakir, derme çatma bir sokakta yürürken,

“Nereyi arıyorsun?” dedi biri. Şaşırdım burada birinin İngilizce bilmesine.
“Kayboldum.” Dedim.
“Ben de” dedi. “Gelsene” deyip önünde durduğum bahçeye davet etti.
10553499_527541210760111_7869992137923106628_n

“Kayboldum” dedi. “Ne yaptığımı bilmiyorum. Gel gel korkma, yalnız değilim, bu kadınla yaşıyorum.” dedi bahçenin öbür ucundaki kadını göstererek. Karısı sandım ilk önce, değilmiş. Evin sahibiymiş. Bahçede çok fazla yardıma ihtiyacı olduğu için bu adamı işe almış.
Yıllarca Avrupa’yı dolaşmış, Fransa’da Almanya’da yaşamış bizim adam. Yirmi yıl gurbetlikten sonra doğup büyüdüğü şehre geri gelmiş.

“Bilmiyorum” diyor, “doğru mu yaptım. Kayboldum. Herkes gibi. Bu mahalledekiler gibi. Bu insanlar Myammar’dan göçüp gelmişler buraya. Göçmenler. Onlar da kaybolmuş işte. Benim gibi senin gibi. Düşünsene doğup büyüdükleri toprakları geride bırakıp burada yaşamaya çalışıyorlar. Politik sorunlardan kaçmışlar ama kaybolmuşlar. Insanlar onlara bakıp, Tai değil bunlar, Myammarlı diyorlar. Tıpkı sizin Almanya’da yaşayan Türk’lere dendiği gibi. Kaybolduk.”

IMG_4413.jpg

O sırada kadın bir sandalye ve bir bardak soğuk su getirdi bana tepsiyle.
Bizimki;
“aslında bu bizim kültürümüz. Şimdi her şey çok değişti, turist geldiğinden beri. Olması gereken bu ama artık kimsenin umurunda değil, bir bardak su veren bulamazsın. Bilmiyorum ki bu mudur hayat? Hatırlıyorum, eskiden, hiçbir şeyimiz yokken ve sokakta yaşam için mücadele verirken hepimiz birbirimize yardım ederdik. Şimdi kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Dedim ya kayboldum.”
Tam da haritayı kapatıp, ara sokaklarda –gerçek- hayata karışmaya karar verdiğim bu günde  yoluma çıkan bu adam… Gülümsedim.

“Belki de o kadar da kötü değildir her zaman kaybolmak” dedim.

“Ben bugün kaybolduğum için mutluyum mesela. Seni buldum. Turist olduğum için değil, insan olduğum için, oturacak bir sandalyem ve içilecek bir bardak soğuk suyum oldu. Ve kayboluşlarımı paylaşacak bir yoldaşım. ”
Kaap Kun Kaaa! (Teşekkürler! )

 

Tayland’ta masaj. Ne güzel bir hismiş insanın ayaklarının yıkanması!

Aslında, aktarmalı ve bolca beklemeli İstanbul-Bangkok uçuşum sonrası, Tayland’ta ilk gün yapacağım ilk iş olsun istemiştim masaj. İki gece havalimanlarında eğri büğrü uyuduğumdan hak ettim diyordum. Olmadı.

IMG_3401

Bangkok’taki ilk akşamlarımda, gece hayatının en yoğun olduğu Khosan Caddesinde, sokağa taşan barlar restoranlar arasındaki masaj salonlarına rastladım, sokak ortasındaki bu masaj hallerini biraz garipsedim, dışarıdan çok baktım ama girmedim.

Neyse 5. Gün, Chiang Mai’de epey bir yürüyüp yorulduktan sonra dinlenmek için ilk aklıma gelen, bir yere oturup bir şey içmek oldu. Nerede içerim diye kafamı bir kaldırdım ki, masaj salonunun önündeyim. Tabii ya, bu ülkede dinlenmek deyince çok güzel bir seçenek daha vardı di mi?
Hemen girdim içeriye, katalogtan masaj seçiyorum. Bunlar bildiğin -ya da bilmediğin- çeşit çeşit(miş). Tai masajı var, yağlı masaj var, ayak masajı var, sıcak bitki torbacıklarıyla yapılan bir şeyi var. Baş, omuz sırt olanını seçtim ben. Birazı sırt çantasından ama daha çoğu tüm dünyanın yükünü sırtımda taşıyorum sanmalardan, bütün derdim omuzlarım.

59969_526704430843789_7423567239025389504_n

Bu turuncu kılığı giydiriyorlar önce, giydim. Sonra bir yere oturttu kadın, ayak kısmında bir lavabo.

“Ayağını uzat” dedi.

“ Ay dedim yanlış oldu benimki omuz sırt falan, ayakla ne alakası var?”

“Eee” dedi “olsun, ayaktan başlar sağlık.” (Ne dedi tam anlamadım da bana öyle dedi gibi geldi.)

Ben ayağa dokunmaları hele ki başkasının ayağına dokunmaları hiç sevmediğimden biraz çekindim uzatmaya. Kadını kötü bir şeye para için maruz bırakıyormuşum gibi geldi ilk anda. Sonra teslim oldum.

Onun dünyasında neler oldu bilmiyorum ama bendeki his, kadıncağız sanki beni bebeklikten tanıyan anneannemin komşusu gibi içten gülümseyip nazikçe ayaklarımı lavabonun içine aldı, ne sıcak ne soğuk, tam da sevdiğim ılıklıkta bir suyla ayaklarımı sever gibi tek tek yıkayıp yumuşacık havlusuyla kuruladı. Ben orada eridim bittim zaten. Ne güzel bir hismiş yorgunluktan patlayan ayakları birinin şefkatle dokunması, ılık sularla yıkaması.

1913942_526704357510463_5197207589795033538_n

Uzun yıllar, “kocanın ayağını yıkamak puhahaa ne münasebet” geyikleri yapılan bir gelenekten gelen bir insan evladı olarak -tamam orada durum farklı biliyorum tabii de- ben bugün karar verdim. Bütün sevdiklerimin yorgun ayaklarını yıkamak istiyorum yahu, şefkatin dibiymiş resmen!

Masajı sorarsanız şayet, abla ayaklardan başladı, bel, sırt, omuzlar, kafa tam bir saat yoğurdu beni. Her gün olsa her gün yapılır yeminle!

Tabii bu bir seferlik tecrübe ile kalmadı masaj olayım. Hem Chiang Mai’de hem daha sonra Koh Chang adasında, yağlı masajı da, ayak masajını da, Tai masajını da yaptırdım. Hepsi de benim için cennete bilet gibi bir şeydi ama ılık sularla, severek ayakları(mı)n yıkanması paha biçilmez(miş)…

1934101_526704467510452_6102727162175427917_n
Meraklısına,
Benim yaptırdığım masaj 16 TL idi. Bunun 12 liraya olanı da var 55 liraya olanı da var. Masajın çeşidine, yaptırdığın salona vs ye göre değişiyor. (Yaz sonu omuzlarım çok ağrırken, bir gün zengin olayım Tayland’a gideceğim. Bir ay sadece hamakta yatıp, tropikal meyve suları içip her gün kendime masaj yaptıracağım diyordum. Sonra işte mucizeler oldu, yolum buralara düştü. 15 liraya günlük masaj yaptırıp 15 liraya da kalacak yer bulmak mümkün, eder sana ayda 900 TL Meyve suyu pahalı bence ama onun gerçeğini her gün içmek masrafları arttırabilir ; ) Çok da zengin olmaya gerek yokmuş sanki 😉

 

Tayland / Chiang Mai – Bunca yıllık gezginlik hayatımda ben böylesini görmedim!

Bana diyorlar ki korkmuyor musun tek başına yolda olmaktan, asıl yola çıkmayı bırakıp böyle güzel insanların her yerde olduğunu unutursam diye ödüm kopuyor!

IMG_4401

Bu seyahatte Bangkok’tan sonra Chiang Mai’ye gideceğim belliydi belli olmasına da hangi gün hiç belli değil. Yine de garanti olsun diye, couchsurfingten rastgele bir tarih için istek gönderdim birkaç kişiye. Onlardan biri idi Julien, ayıp ediyorsun başımın üstünde yerin var dedi sağ olsun.

Varışımdan iki gün önce bir mesaj; “Hülya çok çok üzgünüm. Bir aksilik oldu ve seni o tarihte ağırlamam mümkün değil. Senin için de uygunsa şu hostelde iki geceliğine yerini ayırtıyorum.” Altında da bir hostel linki!

Öylece baktım ekrana. İlk aklıma gelen, ben araştırmaya uğraşmayayım diye beni bildiği bir hostele yönlendiriyor herhalde oldu. Ama şimdi “single” oda falan demiş, benim bütçe kısıtlı. Kalacaksam da yatakhanede kalırım.

Tam anlayamadım ya kibar dille sordum; “kardeş sen tam olarak ne diyorsun bana?” diye.

“Seni ağırlayamadığım için çok çok üzgünüm, söz verdim ve tutamıyorum. O yüzden aynı tarihlerde senin için bir oda ayırttım ve şayet senin için de uygunsa bugün sen gelmeden gidip parasını ödeyeceğim.”

Ay hep mi güzelsiniz ben mi deliriyorum? Couchsurfing dediğin, gezginlerin birbirini gönüllü misafir ettiği bir ağ. Velev ki söz verdin, velev ki tutamıyorsun, daha gelmeme iki gün var, binbir türlü de çözüm var neden sen benim kalma paramı ödeyesin?

Canım gözüm ne iyisin ama ben yazarım cs’den birkaç üyeye daha, bulurum bir şeyler dediysem de dinletemedim. Şimdi yılbaşı zamanı her yer kalabalık bulamazsın dedi. Altından girdim, üstünden çıktım, al takke ver külah ikna edemedim. Hayatında beni hiç görmemiş, ve belki de hiç görmeyecek. Tayland’ta yaşayan bir Fransız. Tek ortak yanımız aynı web sitesinde gönüllü olmamız, gitti ve benim hostel paramı ödedi.

Bana diyorlar ki korkmuyor musun tek başına yolda olmaktan, asıl yola çıkmayı bırakıp böyle güzel insanların her yerde olduğunu unutursam diye ödüm kopuyor!

IMG_4042

IMG_4045

IMG_4399

IMG_4397

Chiang Mai’ye varınca ilk iş “armağan edilen” hostelimi buldum. Hero’nun fakirhaneden sonra rengarenk bahçeli, cıvıl cıvıl bu hostelde tek başıma bir odada kalacak olmak Hilton’da kalıyor hissi yarattı yeminle. 😉 (Hiç Hilton’da kalmadığım doğrudur 🙂 )

Önce odaya yerleştim, biraz bahçenin tadını çıkarttım. Sonra da o uzun gece yolculuğunu yapan ben değilmişim gibi attım kendimi sokaklara…

IMG_4081

IMG_4085

IMG_4294

IMG_4070

IMG_4089

Tapınaklar cennetine gelmişim haberim yok. En başta ısrarla haritamdaki tapınakları bulmaya çalıştım ki her seferinde başka bir tanesine vardım. Bir süre sonra kapadım haritayı maritayı zira her sokaktan bir başka görkemli tapınak fırlıyor. Öyle de güvenli hissediyorum ki, yolumu kaybetmişim kaybetmemişim umurumda değil 🙂

IMG_4265IMG_4253IMG_4179

IMG_4317

IMG_4157IMG_4145IMG_4121IMG_4098

Henüz hiç Tayland seyahati hesapta yokkenki hayalimdi, zengin olursam Tayland’ta güneşli bir ay, masaj, hamak ve tropikal meyve suları. Tezgahta rengarenk meyveleri görünce zengin olmuş kadar oldum. Koştum vardım hanım kızımızın yanına.

IMG_4334

Hemen bir karışık meyve suyu söyledim. İçinde de olmazsa olmazım “passion fruit”. (Binyıllar öncesinde İngiltere’de mi rastlayıp yemişim bir kez. O gün bugündür ismini bilmeden aklımın bir köşesindeydi.)

Fotoğraf çekmek için tezgahın arkasına geçince anladım işin aslını. Biraz meyvelerden koyuyor eywallah. Bir şişede su, bir başka şişede de tatlandırıcılı su. Hepsini karıştırınca oluyor sana karışık meyve suyu. Pehh! Tam bu değildi hayalim ama, İstanbul’da kar yağarken şıpıdık sandaletlerimle “passion fruit” suyumu yudumlarken söylenirsem çarpılırım wallahi! Bana düşen Chiang Mai’deki ilk günümün keyfini çıkartmak…

IMG_4340

IMG_4788

IMG_4822

Meraklısına, Julien ile birkaç gün sonra tanıştık, yeni yıla birlikte girip, dileklerimizi  gökyüzüne hep birlikte uçurduk…

Bana diyorlar ki korkmuyor musun tek başına yolda olmaktan, asıl yola çıkmayı bırakıp böyle güzel insanların her yerde olduğunu unutursam diye ödüm kopuyor!IMG_5788.JPG

IMG_5815

 

Tayland.En ummadığım yerden geldi buldu beni hikaye, kara gözlerdeki pırıltı konuştu…

En ummadığım yerden geldi buldu beni hikaye, kara gözlerdeki pırıltı konuştu, güzel bir dost, bir dolu ilham, tutkunun yolculuğu ve harika bir yeni yol hayalini bırakarak ardında!

“Pazara gideceğim” dedim, hostelin sahibine. “Az önce burada oturan Hindistan’lı çocuk var ya o da gidecek, ona yerini tarif ettim pazarın, birlikte gidin” dedi.

1 (1)

Böylece tanıştık Prashant‘la. Pazarda küçük küçük sohbetler ettik, kıkırdadık da gün boyunca ama, ilk gördüğüm andaki izlenimim hiç değişmedi. Sakin, kibar, naif ve efendi(!) bir çocuk. -Ne demekse.- Nasıl bir hayatı vardır diye sorsanız bana o sırada, cevap aşağı yukarı şöyle, iyi bir öğrenci olmuştur, akıllı olduğu da garanti. Kurallara uyup derslerini başarıyla tamamlamıştır. Ailesine hiç isyan etmemiştir herhalde. Rutinin dışına çıktığını pek sanmam, yapması gerekenleri(!) sırasıyla yapmıştır. Ama kara gözlerinde bir pırıltı, henüz ne olduğunu çözemedim, ışıl ışıl bir pırıltı. Bir şey var orada seziyorum.

Pazar sonrası merkeze yemeğe birlikte gidelim mi dedim, geldi. Turistik yerlerden çok sıkılınca, Tayland’lıların gittiği bir bar var oraya gidelim mi dedim, geldi. Ben uzun uzun anlattım; işte işimi bıraktım da, sevdiğim şeyleri yapmaya başladım da, tutkuyla yapacağım şeylerin peşine düştüm de, köy köy gezip çocuklara masal anlattım da… Ben anlattım, o dinledi. Şaşırdı, etkilendi, kutladı, kıkırdadık.

Sonra ben sustum, kara gözlerindeki pırıltı başladı konuşmaya;

“Biliyor musun –lise zamanlarında mı ne- kitap okumaya öyle sarmıştım ki, günümün tamamını kütüphanede geçiriyordum. İki yıl boyunca gece-gündüz deli gibi kitap okudum ve sonunda kütüphane’ye girmem yasaklandı!

İlk defa kütüphaneden yasaklanan bir arkadaşım oldu işte. 🙂

“Sonra iki yıl boyunca bilgisayar oyunu oynadım, öyle böyle değil bazen günde 18 saat falan! Dünya kupasında şampiyon olmayı bile hayal ediyordum, sonra sıkıldım.

Ardından tiyatro başladı ve dört yıl boyunca büyük bir tutkuyla yaptım. Köylere gidip oyunlar oynadık. Gözüm başka hiçbir şeyi görmüyordu. Dört yılın sonunda bir sabah uyandım ve hayır bu da değil tutkum.

Biliyor musun sonra ne yaptım? İşletme yüksek lisansı. (Burada artık ikimizde gelmiş geçmiş, tutulan tüm kahkahaları koyveriyoruz. Benim gözler açılabileceğinin son raddesine gelmiş, ne gözümde açılmaya bir gıdım yer ne de karnımda yeni bir kahkahaya takat, bitmedi!)

O sırada haberim oldu, Hindistanda’ki bir organizasyondan. İşini tutkuyla yapan ve ilham veren insanlarla, Hindistan’lı gençler birlikte tren yolculuğuna çıkıyorlar –tam 8.000 km- tutkularını keşfetmek ve ilham almak üzere. İşte tam da bu dedim ve katıldım. 8.000 km boyunca harika hikayeler dinledim, etkilendim…”

“Eeee, buldun mu tutkunu?”

“Hayır, sadece seyahat etmeyi çok sevdiğimi fark ettim ve hemen yola çıktım. Üç ay boyunca karış karış Avrupa’yı gezdim ve seyahatin sonunda anladım ki seyahat etmek için paraya ihtiyacım var.

Döndüm ve o gün bugündür Siber Güvenlik Danışmanıyım. Yarın ne olur bilmiyorum!

Tüm bu tutkular arasında gidip gelirken ve her yön değiştirdiğimde ümitsizliğe kapılırken bir gün,bir TED konuşması dinledim. Orada bazı insanların “çok çeşitli potansiyeli” olabileceğini duydum. İşte tamam bu, bu benim dedim.”

Kahkahalarla birlikte saat gece yarısını buldu, bardan kalktık, merkezden hostele 3 kilometrelik yolu hayaller kurarak, şarkılar söyleyerek yürüdük.

“Seneye Hindistan’daki yolculuğu mutlaka sen de yapmalısın” dedi Prashant, “öncesinde bana uğrayıp sarılmayı ihmal etmeden!”

En ummadığım yerden geldi buldu beni hikaye, kara gözlerdeki pırıltı konuştu, güzel bir dost, bir dolu ilham, tutkunun yolculuğu ve harika bir yeni yol hayalini bırakarak ardında!

 

Kim demiş ki ben jazz sevmem diye? Mevsimlerden yaz olmalı illa, Bangkok’ta olmalı insan!

IMG_3275

Öyle bir hostele geldim ki evlere şenlik. 10 kişilik bir oda gördüm belki de tek odasi o. Sanirim sabah geldiğimde iceride 30 kişi uyuyordu. Hani sihirbazlar ağızlarından kurdele çıkarırlar çıkarırlar çıkarırlar… Renkler değişir ama kurdele bitmez. Bu hostel de öyle. Ayni odadan sürekli yeni insanlar çıkıyor. Sanki o on kişilik odada iki ayri otuz kişilik grup farkli zamanlarda yaşiyor gibi.

IMG_3446

IMG_3248

Allahtan Italyan bir kız sabah “ben artik dayanamiyorum” deyip ayrildi da bana bir yatak cikti.
Bu arada hostel sahibini couchsurfing ‘ten buldugumdan para ödemiyorum. (Couchsurfing, en en özet haliyle sırt çantalıların birbirlerini evlerinde ücretsiz ağırlamalarına aracı olan bir web sitesi. Bazı otel sahipleri de bu siteye üye olup bazen ücretsiz konaklama sağlıyorlar.)

Hostelde biraz kestirdikten sonra “bari hostelin etrafini göreyim” gezimden iki kare.

IMG_3241

IMG_3245

Suya yansiyan çamaşirlarin fotosunu cekmek icin bir araya girdim, kadindan çamaşırları çekmek için izin aldim. Yani ben öyle sanmıştım. Bir sonraki araya girdigimde bir adam kostu pesimden. Kadin soylemis begonvillerin fotosunu cekiyormusum ya, su arada da varmis bu arada da varmis. Tuttu kolumdan dolastirdi aralari. Anlatmadim uzun uzun begonvil değildi hikaye diye… Keyfini çıkarttım rehberli mahalle gezimin 😉
Gülümsedim! Tayland’a hoş geldim

***

Gelişim tam da Christmas (Noel) gününe rastladığından, hostelin biraz kalabalık olacağını zaten tahmin ediyordum, bunun yanında vakit de geçirince hostelin olayini biraz çözdüm sanirim. Sizi hostelin sahibi Hero ile tanistirayim.

IMG_3469

Ben Dokuz Eylül Üniversitesi’nde okurken Buca Heykel’de bir pideci vardi, Hüseyin Abi. Üç fakülte bizim Hüseyin Abi’ye bağliydi. J  Egitim, Hukuk ve IIBF’den herkesi tanirdi. Kim kimin arkadasi, kimin anasi hasta, kim sevgilisiyle ayrıldı hepsini bilir tanırdı Hüseyin Abi. Pideni yersin hesap öderken bir bakarsın iki lahmacun bir ayran paketi eline tutuşturur. “Bu ne Hüseyin Abi?” “Yurttaki arkadaşın Funda’ya götür” derdi. Birinin ailesi köyden mezuniyete mi geldi, götürür evinde misafir ederdi.

Iste Hero da buranin Huseyin Abisi gibi. Hostelin kosullari oldukca kötü olsa da, herkesle tek tek ilgileniyor, kim nereye gidiyor kim nerden geliyor biliyor, aksam olunca da hosteli toplayip sabaha kadar parti…

İlk akşam benim payıma da bir Jaz Festivali düştü. Haberler Hero’dan Hostele dalga dalga ayılmış. Herkes bir Jazz’dır tutturmuş. Biz çıkıyoruz gelecek misin dedi çocuklar. Şu bizim çocuklar.  Bongkok’ta ilk günüm, şehrin nesrinde olduğum konusunda en ufak bir fikrim yok, çocukları takip ettim, nehirden vapurla, bir gün doğumunda, festivale doğru…

IMG_3251

Kim demiş ki ben jaz sevmem diye?
Gerekli koşullar sağlaninca severim ben jaz.
Mesela gerekli koşullar;
Mevsimlerden yaz olmali illa
Çimenlerde oturulmali
Israilli bir Shai nam-i diğer Armağan ve New York’lu ama Hint asilli Kevin olmali.

Bangkok’ta olmali insan, ayağında sandaletler mesela…
Ilk sokak yemeğini yemeli. Sevince çok şanslı hissedip ikincisini denemeli. O da güzel çıkmalı 😉

IMG_3271

IMG_3273

IMG_3259

IMG_3255

IMG_3369.

Evet, Bangkok’un ilk günu icin on ayri plan yapsam bunlardan biri jaz festivali olmazdi. Oldu. Pek de güzel oldu.

Bakmayin seyahate yalniz ciktigima, ben yalnızlığı hiç sevmem aslinda. Bazen Şişliden Kadıköy’e giderken bile arkadaşlarima facebooktan sorarim yol arkadaşi olmak isteyen var mi diye. Türkiye’deki yalniz seyahatlerimde yalniz kalmayacağimi iyi biliyorum artik da, Tayland’ta da öyle olurmuş meğer…

Kim demiş ki ben jaz sevmem diye? Mevsimlerden yaz olmalı illa. Bangkok’ta olmalı insan!

IMG_3258

IMG_3260

IMG_3262

IMG_3319

IMG_3277