Konya’da iki yıl önce ısmarlanan çay, döndü dolaştı Tayland Chiang Mai treninde beni buldu!

Konya’da iki yıl önce ısmarlanan çay, döndü dolaştı Tayland Chiang Mai treninde beni buldu!

Yollarda olmaya aşık olmayayım da ne yapayım ben?

“Aslında ben de çok seviyorum gezmeyi”dedi.

IMG_3855.jpeg

Ama öyle bırakıp gitme şansım yok yeni ev aldım krediyle.”

Kaç yıl yedin?” dedim.

25” dedi.

Sırıttık acı acı.

IMG_3808

“Çünkü yeni evlendim” dedi. “Eşimin bir eve ihtiyacı var değil mi ya?” Bunu söylerken gözleri parlıyordu.

Meksika’lı eşi, 4-5 aktarmayı göze alıp, noel için memlekete gitmeye karar vermiş ama bizimkisinin o kadar yolu gözü alamayınca karısına iyi yolculuklar dileyip Tayland’a uçmuş.

Ben gitmedim ama kardeşim iki yıl önce Türkiye’ye gitti” dedi. İstanbul ve Konya’ya.

“Hadi İstanbul’u anladım da taa dünyanın öbür ucundan kalkıp gelip neden Konya?” (Hoş tahmin ettim tabii de.)

Kardeşim sufidir” dedi. Kanada’da yaşar ve orada her hafta dergaha gidip sema eder. Türkiye’ye gitme sebebi de oydu. Şanslarına Konya’da da tanıştıkları bir kadın, Mevlana’nın türbesini sırf onlar için açtırmış ve iki arkadaş içeriye girip sema etmişler.

“Yolculuklarının en kıymetli anıydı” diyor.

Bir an gözümde canlandı, Singapurlu kardeş ve Kanadalı arkadaşının Mevlana’da bir akşam üzeri dönüşleri,

IMG_1590.jpeg

“Bir de gittiğimiz her yerde çay ikram etmişler biliyor musun?” diyor şaşkınlıkla.

“Sadece dükkanlara değil evlere bile davet edilmişler çay ikramı için” 

IMG_3856.jpeg

“Eeee bir gelenektir bizde” dedim.

Beş dakika sonra restorandaki görevliyi çağırıp iki çay söyledi ikimize ve ödememe kesinlikle izin vermedi. Gülümseyip “çaylar benden, Türk geleneği” dedi.

IMG_3825

Konya’da iki yıl önce bir Singapur’luya ısmarlanan çay, döndü dolaştı Tayland Chiang Mai treninde beni buldu!

Yollarda olmaya aşık olmayayım da ne yapayım ben?

IMG_3812

 

 

 

Reklamlar

Tayland.En ummadığım yerden geldi buldu beni hikaye, kara gözlerdeki pırıltı konuştu…

En ummadığım yerden geldi buldu beni hikaye, kara gözlerdeki pırıltı konuştu, güzel bir dost, bir dolu ilham, tutkunun yolculuğu ve harika bir yeni yol hayalini bırakarak ardında!

“Pazara gideceğim” dedim, hostelin sahibine. “Az önce burada oturan Hindistan’lı çocuk var ya o da gidecek, ona yerini tarif ettim pazarın, birlikte gidin” dedi.

1 (1)

Böylece tanıştık Prashant‘la. Pazarda küçük küçük sohbetler ettik, kıkırdadık da gün boyunca ama, ilk gördüğüm andaki izlenimim hiç değişmedi. Sakin, kibar, naif ve efendi(!) bir çocuk. -Ne demekse.- Nasıl bir hayatı vardır diye sorsanız bana o sırada, cevap aşağı yukarı şöyle, iyi bir öğrenci olmuştur, akıllı olduğu da garanti. Kurallara uyup derslerini başarıyla tamamlamıştır. Ailesine hiç isyan etmemiştir herhalde. Rutinin dışına çıktığını pek sanmam, yapması gerekenleri(!) sırasıyla yapmıştır. Ama kara gözlerinde bir pırıltı, henüz ne olduğunu çözemedim, ışıl ışıl bir pırıltı. Bir şey var orada seziyorum.

Pazar sonrası merkeze yemeğe birlikte gidelim mi dedim, geldi. Turistik yerlerden çok sıkılınca, Tayland’lıların gittiği bir bar var oraya gidelim mi dedim, geldi. Ben uzun uzun anlattım; işte işimi bıraktım da, sevdiğim şeyleri yapmaya başladım da, tutkuyla yapacağım şeylerin peşine düştüm de, köy köy gezip çocuklara masal anlattım da… Ben anlattım, o dinledi. Şaşırdı, etkilendi, kutladı, kıkırdadık.

Sonra ben sustum, kara gözlerindeki pırıltı başladı konuşmaya;

“Biliyor musun –lise zamanlarında mı ne- kitap okumaya öyle sarmıştım ki, günümün tamamını kütüphanede geçiriyordum. İki yıl boyunca gece-gündüz deli gibi kitap okudum ve sonunda kütüphane’ye girmem yasaklandı!

İlk defa kütüphaneden yasaklanan bir arkadaşım oldu işte. 🙂

“Sonra iki yıl boyunca bilgisayar oyunu oynadım, öyle böyle değil bazen günde 18 saat falan! Dünya kupasında şampiyon olmayı bile hayal ediyordum, sonra sıkıldım.

Ardından tiyatro başladı ve dört yıl boyunca büyük bir tutkuyla yaptım. Köylere gidip oyunlar oynadık. Gözüm başka hiçbir şeyi görmüyordu. Dört yılın sonunda bir sabah uyandım ve hayır bu da değil tutkum.

Biliyor musun sonra ne yaptım? İşletme yüksek lisansı. (Burada artık ikimizde gelmiş geçmiş, tutulan tüm kahkahaları koyveriyoruz. Benim gözler açılabileceğinin son raddesine gelmiş, ne gözümde açılmaya bir gıdım yer ne de karnımda yeni bir kahkahaya takat, bitmedi!)

O sırada haberim oldu, Hindistanda’ki bir organizasyondan. İşini tutkuyla yapan ve ilham veren insanlarla, Hindistan’lı gençler birlikte tren yolculuğuna çıkıyorlar –tam 8.000 km- tutkularını keşfetmek ve ilham almak üzere. İşte tam da bu dedim ve katıldım. 8.000 km boyunca harika hikayeler dinledim, etkilendim…”

“Eeee, buldun mu tutkunu?”

“Hayır, sadece seyahat etmeyi çok sevdiğimi fark ettim ve hemen yola çıktım. Üç ay boyunca karış karış Avrupa’yı gezdim ve seyahatin sonunda anladım ki seyahat etmek için paraya ihtiyacım var.

Döndüm ve o gün bugündür Siber Güvenlik Danışmanıyım. Yarın ne olur bilmiyorum!

Tüm bu tutkular arasında gidip gelirken ve her yön değiştirdiğimde ümitsizliğe kapılırken bir gün,bir TED konuşması dinledim. Orada bazı insanların “çok çeşitli potansiyeli” olabileceğini duydum. İşte tamam bu, bu benim dedim.”

Kahkahalarla birlikte saat gece yarısını buldu, bardan kalktık, merkezden hostele 3 kilometrelik yolu hayaller kurarak, şarkılar söyleyerek yürüdük.

“Seneye Hindistan’daki yolculuğu mutlaka sen de yapmalısın” dedi Prashant, “öncesinde bana uğrayıp sarılmayı ihmal etmeden!”

En ummadığım yerden geldi buldu beni hikaye, kara gözlerdeki pırıltı konuştu, güzel bir dost, bir dolu ilham, tutkunun yolculuğu ve harika bir yeni yol hayalini bırakarak ardında!

 

Kim demiş ki ben jazz sevmem diye? Mevsimlerden yaz olmalı illa, Bangkok’ta olmalı insan!

IMG_3275

Öyle bir hostele geldim ki evlere şenlik. 10 kişilik bir oda gördüm belki de tek odasi o. Sanirim sabah geldiğimde iceride 30 kişi uyuyordu. Hani sihirbazlar ağızlarından kurdele çıkarırlar çıkarırlar çıkarırlar… Renkler değişir ama kurdele bitmez. Bu hostel de öyle. Ayni odadan sürekli yeni insanlar çıkıyor. Sanki o on kişilik odada iki ayri otuz kişilik grup farkli zamanlarda yaşiyor gibi.

IMG_3446

IMG_3248

Allahtan Italyan bir kız sabah “ben artik dayanamiyorum” deyip ayrildi da bana bir yatak cikti.
Bu arada hostel sahibini couchsurfing ‘ten buldugumdan para ödemiyorum. (Couchsurfing, en en özet haliyle sırt çantalıların birbirlerini evlerinde ücretsiz ağırlamalarına aracı olan bir web sitesi. Bazı otel sahipleri de bu siteye üye olup bazen ücretsiz konaklama sağlıyorlar.)

Hostelde biraz kestirdikten sonra “bari hostelin etrafini göreyim” gezimden iki kare.

IMG_3241

IMG_3245

Suya yansiyan çamaşirlarin fotosunu cekmek icin bir araya girdim, kadindan çamaşırları çekmek için izin aldim. Yani ben öyle sanmıştım. Bir sonraki araya girdigimde bir adam kostu pesimden. Kadin soylemis begonvillerin fotosunu cekiyormusum ya, su arada da varmis bu arada da varmis. Tuttu kolumdan dolastirdi aralari. Anlatmadim uzun uzun begonvil değildi hikaye diye… Keyfini çıkarttım rehberli mahalle gezimin 😉
Gülümsedim! Tayland’a hoş geldim

***

Gelişim tam da Christmas (Noel) gününe rastladığından, hostelin biraz kalabalık olacağını zaten tahmin ediyordum, bunun yanında vakit de geçirince hostelin olayini biraz çözdüm sanirim. Sizi hostelin sahibi Hero ile tanistirayim.

IMG_3469

Ben Dokuz Eylül Üniversitesi’nde okurken Buca Heykel’de bir pideci vardi, Hüseyin Abi. Üç fakülte bizim Hüseyin Abi’ye bağliydi. J  Egitim, Hukuk ve IIBF’den herkesi tanirdi. Kim kimin arkadasi, kimin anasi hasta, kim sevgilisiyle ayrıldı hepsini bilir tanırdı Hüseyin Abi. Pideni yersin hesap öderken bir bakarsın iki lahmacun bir ayran paketi eline tutuşturur. “Bu ne Hüseyin Abi?” “Yurttaki arkadaşın Funda’ya götür” derdi. Birinin ailesi köyden mezuniyete mi geldi, götürür evinde misafir ederdi.

Iste Hero da buranin Huseyin Abisi gibi. Hostelin kosullari oldukca kötü olsa da, herkesle tek tek ilgileniyor, kim nereye gidiyor kim nerden geliyor biliyor, aksam olunca da hosteli toplayip sabaha kadar parti…

İlk akşam benim payıma da bir Jaz Festivali düştü. Haberler Hero’dan Hostele dalga dalga ayılmış. Herkes bir Jazz’dır tutturmuş. Biz çıkıyoruz gelecek misin dedi çocuklar. Şu bizim çocuklar.  Bongkok’ta ilk günüm, şehrin nesrinde olduğum konusunda en ufak bir fikrim yok, çocukları takip ettim, nehirden vapurla, bir gün doğumunda, festivale doğru…

IMG_3251

Kim demiş ki ben jaz sevmem diye?
Gerekli koşullar sağlaninca severim ben jaz.
Mesela gerekli koşullar;
Mevsimlerden yaz olmali illa
Çimenlerde oturulmali
Israilli bir Shai nam-i diğer Armağan ve New York’lu ama Hint asilli Kevin olmali.

Bangkok’ta olmali insan, ayağında sandaletler mesela…
Ilk sokak yemeğini yemeli. Sevince çok şanslı hissedip ikincisini denemeli. O da güzel çıkmalı 😉

IMG_3271

IMG_3273

IMG_3259

IMG_3255

IMG_3369.

Evet, Bangkok’un ilk günu icin on ayri plan yapsam bunlardan biri jaz festivali olmazdi. Oldu. Pek de güzel oldu.

Bakmayin seyahate yalniz ciktigima, ben yalnızlığı hiç sevmem aslinda. Bazen Şişliden Kadıköy’e giderken bile arkadaşlarima facebooktan sorarim yol arkadaşi olmak isteyen var mi diye. Türkiye’deki yalniz seyahatlerimde yalniz kalmayacağimi iyi biliyorum artik da, Tayland’ta da öyle olurmuş meğer…

Kim demiş ki ben jaz sevmem diye? Mevsimlerden yaz olmalı illa. Bangkok’ta olmalı insan!

IMG_3258

IMG_3260

IMG_3262

IMG_3319

IMG_3277

Pazarından Mahalle Barına, Bangkok’tayım!

Tayland’taki daha ikinci günde artistliğimi yaptım, iyi ki de yapmışım!

Pazarından, mahalle barına, Bangkok’tayım.

1 (10)

Yalnız ve plansızken işler böyle yürüyorsa şayet, şimdilik hiç fena değil.

Şu ana kadarki hemen hemen tüm yurt dışı seyahatlerimi sevgili arkadaşım Gül’le yapmıştım ve aramızda -bence- harika bir uyum vardı. O araştırma, gezilecek görülecek yerlere karar verme, onları akılda tutma konusunda harikaydı. Bense couchsurfing’ten kalacak yer ayarlayayım, yolda adres sorayım, otobüsün minibüsün şöförüyle anlaşayım, bayılırım. Yeter ki öncesinde araştırma yapmayayım…

40-2

İşte Tayland’a da baya cahil geldim, birkaç arkadaşın -sağolsunlar- gönderdikleri tavsiyeleri saymazsak.

Bugün Cumartesi pazarına gidecek birini bulunca da hemen düştüm peşine. Aslında, her seferinde Amerika’yı baştan keşfetmeye gerek yok gibi. Şimdilik hazır keşif yapmışlara yancı olmak hiç fena değil. Bir de fazlaca erken bir tespit olacak ama, sanki çoğu yalnız gezgin -en azından günlük gezilerinde- bir yol arkadaşına hiç hayır demiyorlar da çoğu sormamayı tercih ediyor. Bense bu konuda oldukça antrenmanlı durumdayım ve hayır cevabını da duymaya hazırım.

Sonuç; bugün gidip Praşhan’a pazarda ona eşlik edebilir miyim diye sordum ve sonrasında pazarın renklerini keşifle başladı tanişma yolculuğumuz…

1 (13)

IMG_3613

IMG_3626

IMG_3527

1 (15)

IMG_3624

 

1 (14)

1 (8).jpeg

IMG_3636

***

Bizim mahallenin telli baba türbesini buldum!

Pazar sonrası akşam üzeri eve doğru yürüyorum, ev dediğim bizim Hero’nun hosteli. Normalde mahalle arası, in cin top oynayan bir yer. Baktım bir “evimsi”de bir kalabalık. Ayakkabılar dışarıda çıkarılmış, içerisi tıklım tıklım. Ne bu mevlüt mü var dedim kendi kendime…

IMG_3646

Baktım baktım anlamadım. Hostele gidip Hero’ya anlattım anlamadı ne diyorum. Hero’nun yeğeni olduğunu sandığım gençten bir çocuğa anlattım o tarafı gösterdim falan, yok anlamadı o da. Mevlüt yerine geri döndüm. Dışarısı camlı bir dükkan gibi. İçeriye giricem giremiyorum. Kapı önündekilere sormaya başladım. Sonunda ingilizce bilen genç bir çiftle anlaştım.

“Dua mı okuyorlar burda, nedir olay?” dedim.
“Çin falcı gibi bir şey bu abla” dedi.
“Spiritüel arkadaşlarım”ın bildiği bir şeydir belki de ben hiç bir şey anlamadım. Ne oluyor yani dedim?
İçeriye gidiyorsun -bu daha kuyruğu, falcı içeride- adını doğum tarihini falan söylüyorsun, sonra da işte ne olmasını istiyorsan. Hesap falan yapıyor falcı.

IMG_3648

Kırık dökük İngilizcelerimizle kurcalıyorum.
“Nasıl yani, işte bebeğim olsun, yok sevgilim olsun falan gibi mi?”
“Evet Abla” dedi. Hesap yapıyor tarih söylüyor falan. Tabii konuya göre ödeyeceğin miktar da değişiyor. Büyük konular büyük para.
Antakya’da öğrendiğim, Arap harflerine göre yapılan bir ebced hesabı vardı, onu hatırlattı bana. Bakmayın öğrendiğim dediğime, sadece duymuşluk. Onda da sanki doğan bebeklere isim verecekleri zaman o hesaba göre isim uygun mu değil mi ona bakılıyordu örneğin.

Sonuç; falıma falan baktırmadım ama akın akın giden insanları görünce baya merak ettim.

***

Daha ikinci günde artistliğimi yaptım, iyi ki de yapmışım!

IMG_3670

Pazar sonrası ayaklarıma kara sular inmiş, kımıldayacak halim yok. Ama diğer taraftan da zaten görülecek yerler listesinde bir arpa boyu yol ilerlememişim. Hostelde oturmak olmaz Hülya dedim, en azından sokağa çık. Baktım benim Pazar arkadaşı Prashan da bi kımıldanıyor.
“Ne yapacaksın akşam?” dedim.
“Bilmem yemek falan bakarım herhalde” dedi.
“Hadi gel Khaosan Road’a gidelim.”

Gittik.

“Khaosan Road” Bangkok’un İstiklal Caddesi gibi bir şey. İlk gün renkli eğlenceli gelmişti de, bu yorgunlukla fazla kalabalık, fazla gürültülü, fazla turistik geldi gözüme. (Şu fazla turistik diye burun kıvıran gezgin tarafıma da ne desem bilemedim. Kendisi tam olarak ne yapıyorsa burada? )

IMG_3399.JPG

IMG_3423.JPG

IMG_3404.JPG

Neyse yorgunluktan sürüne sürüne caddede iki tur attıktan sonra -bizim oğlan zaten sessiz, söylenmez şikayet etmez bir çocuk- iş başa düştü; “Sadece Tayland’lıların gittiği bir iki bar biliyorum onlardan birine gidelim mi?” dedim. (Haspam iki gün olmuş Bangkoka geleli, daha ne bir saray ne bir tapınak görmüş de yerel halkın gittiği yerlere götürecekmiş.)

Götürdüm!

IMG_3673

Bir gün önce hostele dönüş yolunda görmüştüm, sakin, samimi, sadece gitarla canlı müzik yapılan bir yer. İçeriye girdik. Herkes gerçekten da Taylandlı. Sadece bir İngiliz vardı o da 20 yıldır burada yaşıyormuş.

IMG_3683

Evet işte o bıdı bıdı eden gezgin tarafım bir mutlu oldu bir mutlu oldu anlatamam. Taice ve İngilizce müzikler dinleyip bardaki kızlı oğlanlı gençlerle ve İngiliz Abiyle uzun uzun sohbet ettik. Ben bilmediğim şarkılara eşlik ettim. Abi beş kez falan dedi sanırım; “Harikasınız çocuklar, ne iyi etmişsiniz de saçma sapan yerler yerine buraya gelmişsiniz” “valla tebrik ederim”.

IMG_3674

Yeni yıl için de Bangkok’a bir iki saat uzaklıktaki evine davet etti. Ben kuzeyde olurum ama bizim oğlan ciddi ciddi gitmeyi düşünüyor.
Tüm bunların yanında, bizim sessiz sedasız oğlandan öyle güzel hikayeler, öyle güzel fikirler, öyle komik olaylar çıktı ki, ben yine her bir insan evladının farklı rengine aşık oldum. Seyahat aşkım, hikayelere karışma aşkım gani gani tazelendi. Üstelik Prashan’dan aldığım haberlere göre sanırım önümüzdeki kış için nur topu gibi bir hayalim daha oldu.

IMG_3676

Güya yorgunluktan ölerek başladığımız akşamın sonunda merkezden hostele olan 3 kilometrelik yolu şarkılar söyleyerek yürüdük. Yarına yeni bir gün, yeni bir hikaye…

IMG_3665.JPG

 

 

 

 

 

İSTANBUL’DAN BANGKOK’A TAYLAND SERÜVENİ BAŞLIYOR…

İSTANBUL

Eveeet! Gercekten de bilet alabilmişim. Toplamda 24 saate yakin sürecek Dubai aktarmali Bangkok uçuşum başlıyor.1240478_524156141098618_6826690297406962095_n

Dünyanin o tarafina hiç gitmedim, üstelik çok uzun zaman sonra ilk yalniz yurt dışı seyahatim. Çok heyecanli olurum, içim içime siğmaz saniyordum.
Kadıköy ‘den Sabiha Gokcen’e yol boyunca memleketten haberler okudum diye mi bilmem, içime bir hüzün geldi çöktü. Ilk defa bir yolculuğa böyle buruk başliyorum ya hadi hayırlısı… Bangkok’a varmadan kendime gelir, manasiz siritmalara başlarim kesin.

12376073_524156211098611_5904472798045299319_n

DUBAI

Çantami biraz daha ağirlastirmak pahasina da olsa, bu yola Buket Uzuner’siz çikmaya gönlüm razı gelmedi… Okudum mu? Henüz hayir. Ucakta uyudugum yetmedi son 5 saattir de Dubai Havalimanı’ndaki bu koltukta uyuyorum. Bankok uçağına hala 4 saat var! Terminal filmindeki Tom Hanks olmaya ramak kaldi 😮

***

10173718_524345157746383_746171210876558634_n

10391608_524345217746377_2566135243130585731_n

Bana biri son dakka Dubai Havalimanı cok soguk oluyor aman dikkat dediydi, Argin miydi o? Kim dediyse Allah razı olsun, uyku tulumumu yanima almasaydim yaza giderken donan ilk insan olacaktim.

11234975_524345171079715_2334296595033020035_n

***

HALA DUBAİ 😉

Kim demiş ki benim yol arkadaşım yok diye?
Daha Bangkok’a varmadan hatirladim neyse ki.
BA-YI-LI-YO-RUM yollarda olmaya ve en çok da insan insana, insanca temas kurmaya.
Tatata taaam! Giorgio ve Martin’le taniştirayim sizi 😉

12373257_524392837741615_4212937846898538221_n
Haril haril bilgisayarlariyla ugrastiklari köşede bi pirizlik yer bulunca yanaştim. WiFi şifresi biliyor musunuz dedim, iyi ki de demişim.
Sonrasi siyasetten seyahate, doğudan batiya, bariştan teknolojiye, kayaktan güneşe keyifli bir sohbet.
Emirates hava yolu, bekleme suresince Dubai Havalimaninda bir kez kullanmak üzere yemek kuponu veriyor. Istanbul’dan ayni ucakla gelmisiz, onlar buradan Hindistan’a yolcu.
Ben horul horul uyurken Giorgio 2-3 kullanilmamis kupon ve bol bol wifi sifresi bulmus. Sonra yemege ciktik iste oğlanlarla. BulduklarI ekstra kuponlarla hem çok eğlendik hem de havalimaninda farkli kafeler keşfettik.

12391838_524392894408276_5852360837105822711_n

11214354_524392861074946_2987381384932278982_n
En son vedalaşirken
“Mutlaka gel Bulgaristan’a. Hatta arkadaslarini da al gel sizi daglara kampa goturelim, bayilirsiniz. Vize sorun olursa da haber ver bizim şirketten davetiye gönderelim, iş yapmaya geliyor deriz.”
Hep mi güzelsiniz bee!
Ve ben BA-YI-LI-YO-RUM yollarda olmaya 😉

***

BANGKOK

Cennete yalnizca Bangkok’ta bilet kesiyorlarmis gibi bir kalabalik. Gecenin biri, pasaport kuyruğu. Sanirim bir saat sürdü kuyruğun bitişi. Arka tarafa çağirilip kisa da olsa sorgulanmam da cabasi.

Olmuş saat 2, hostele gitmek yerine havalimaninda uyumak daha kolay ve güvenli geldi. 4 saat falan deliksiz uyumuşum.

1875_525123124335253_3552106235265373053_n
Bir Tai sim karti alip metroya bindim. Şu bir kerecik kullanilan sarI jetona 4-5 lira gibi bir sey verdim.

1653641_525123207668578_4503985236978581337_n

Metrodan inince, henüz istasyondan çikmadan çektiğim 4 farkli foto 😮

 

1642_525123294335236_4236443642673842340_n

10154109_525123261001906_1885692686296749370_n

1916936_525123307668568_1696423464864296128_n

686_525123274335238_6058607916336278857_n

Metrodan çıkar çıkmaz para bozdurmak için girdiğim banka. Bir buçuk yıllık bankacılık kariyerimde bir gün işe Hasan Şaş formasiyla gitmişliğim var diye övünürdüm. Dünya Kupasiydi ve zaten herkes maç izliyordu.
Pembe tişörtlü bu çocuk bir bankaci, bulunduğu yer de ulusal banka imiş. Bankosunun önünde de parti süsleri vardi desem? 🙂 Bankacilik gunlerimi unuttugum yere hızlıca geri koydum hemen 🙂

1929733_525123344335231_8605794507457773176_n

Metrodan inince hostele gitmek icin motorcuyla tuktukcuyla pazarlik yapip takside karar kildim. Taksiciyle de sohbet ettik sanirim.

Ooo sizin maşallah da pek havaliymis abi dedim.
King Budha dedi.
Eyvallah dedim.

1186677_525123364335229_8343378229265651281_n
Sonrasinda yol boyunca -sanırım – “king”lerin sülalesini anlatti bana 😮
Hostele geldim nihayet de orasi da ayri bir hikaye… Ben biraz kestirip kendime geleyim.

Dünya’nın bir başka köşesine daha hoş geldim.

Dağın dumanından geçermiş bazen, kalbe giden yol, öğrendim!

10

Dağın dumanından geçermiş bazen, kalbe giden yol, öğrendim!

Bir hayal, iki kadın, sekiz şehir, onlarca köy, ev, dağ, dere…

Üç ay süren ve “Bohçamda Anadolu” adını verdiğimiz yolculuğumuza çıkarken cevaplamakta en zorluk çektiğimiz soru şuydu;

“Peki ama amacınız ne?”

Köyleri dolaşacağız, evlerde konuk olacağız, çocuklarla bir çok etkinlikler düzenleyip hayaller kuracağız, köyden köye çocuklardan çocuklara mektuplar taşıyacağız…

“Peki ama amacınız ne?”

Her şeyden önce kendim için çıktığımı biliyordum bu yola. Bir seyahat tutkunu olarak hikayeleri yerinde dinlemeyi severim ben. Ancak aynı sofrada oturup, göz göze bakarak dinlersem anlayabilir ve bir parçası olabilirim  o hikayenin. Önyargıları(mı) kırmanın en keyifli yoludur benim için seyahat.

2

İşte bu üç aylık seyahatin bir yerlerinde düştü yolum Rize’nin Ayder yaylasına. Bütçemiz her zamanki gibi kısıtlı gıdım gıdım harcıyoruz. Ayder’de konaklama işini “couchsurfing” ile hallettik halletmesine de, turistten iğne atsan yere düşmez Ayder merkezi değil ki bizi çeken. Daha yüksek yaylalara gitmek, dağın dumanına karışmak itiyoruz. Ayder’den Kavrun Yaylası’na giden 10 km’lik toprak yolu, minibüsle hoplaya zıplaya aştık.Buradan da göllere yürüyüş yapacağız.

“Öyle kendi başınıza dağın dumanına karışmak olmaz” dediler. “Yani karışacağınız kesin de, dönüş yolunu bulamayacağınız da kesin.”

1

Böylece tanıştık rehberimiz İbrahim’le. En yakın dostu dağların dumanı olan İbrahim’le. Çekingendik önceleri. Sessizce tırmanıyorduk eteklerden yukarı.

Önce dumanın damlacıkları gıdıkladı burnumu, (yeni bir hikayenin habercisi) Sonra, daha önce hiç tanışmadığım sapsarı çiçeklerin sarhoş eden kokusu geldi buldu beni, doldu burnuma, ciğerlerime.

İşte şimdi burnumun da vardı artık yeni bir hikayesi, daha önce hiç koklamadığı bir hikaye. Durdum, derin bir nefes aldım ve izin verdim burnumla yeni hikayesinin uzun uzun tanışmasına.

4

Bu kadarı yeterdi bile aslında o yola çıkmaya, bitmedi. Bir tepenin ardında çıktı karşıma, elle tutulur gözle görülür bir aşk. Sen yıllarca ülke ülke, şehir şehir gez,ara peşine düş…Benden senden geçip bir olmak de, aynı kalpte atmak, aşk olmak de. Sonra Rize’nin Ayderin’de bir tepenin ardında çıksın karşına, dağ ve gölün bir olan kalbi. İşte şimdi gözümün de vardı yeni bir hikayesi, daha önce hiç görmediği ve o yola çıkmasa asla göremeyeceği bir hikayesi. İzin verdim gözüme, uzun uzun seyretti ve aldı kalbine yeni hikayesini.

5

Suyun kenarında bir yerlerde soluklandık. “Bunlar ne?” dedim İbrahim’e. Koparıp bir tane de bana uzattı. Yabani soğan mıymış ne…. Demek dilimin de varmış, şu hayatta tadacağı yeni bir hikayesi, tattı!.

6

Sonrasında bastığım her bir çimene, çiçeğe hayranlığımı çığlıklarla anlatıp, koklayınca her bir çiçeği, eridi İbrahim’le buzlar aramızda. Zira İbrahim’in kalbine giden yol dağın dumanından geçiyormuş öğrendim.
7

Ertesi gün dedi ki “bırakmam sizi”. Para pul mühim değil, bugün gönüllü rehberim ben. Düştük o gök gözlü, gani gönüllü dağların çocuğunun peşine.

Kaç saat yürüdük, kaç tepe aştık, kaç yeni çiçek gördük, kokladık, tattık, kaç bin tane damlacıkla selamlaştık bilmiyorum.

3

9

Ne zaman ki o da gördü, biz onun dumanıyla tanıştık, derdimizi değil belki ama sevincimizi İbrahim’den önce onun dumanıyla paylaştık, işte o zaman öğrenebildik onun da hikayesini. Bu gök gözlü gani gönüllü çocuğun her gün bu dağlara tırmandığını, yanında kimse olmasa da buralara gelip derdini dağlara anlattığını.

8

Şimdi yazarken dağın dumanının çiği, sarı çiçeklerin kokusuyla birlikte geldi sızlattı burnumun direğini. Ey sevgili İbrahim, şimdilerde her nerede isen, dağının dumanı, gani gönlünün dostu, gök gözünün yeşili eksik olmasın…

Dağın dumanından geçermiş bazen, kalbe giden yol, öğrendim!

P1270729

  • Bu yazı ilk kez Ağustos, 2015 Tarihinde, Burkon Vizyon Dergisi’nde yayınlanmıştır.