Ben gezginin, gezi yazısı yazabilenini severim!

Öyle imreniyorum ki, seyahatlerini detaylı bir gezi yazısıyla taçlandıranlara. Güzel güzel, başından sonuna bir şehri anlatabilenlere.  Her yolculuk öncesi hevesle yeni bir defter alıyorum ve başlıyorum bir günlük tutmaya. O günlükler hiçbir zaman tamamlanmadığı gibi, öyle sıkıcı metinler oluyorlar ki ben bile dönüp bir kez daha okumuyorum.

O sebepten çok fazla konuşmadan sözü Antakya sokaklarına bırakacağım…hayat kısa

 

Fotoğrafçıların “çekmeden dönme” listesinden ; Katolik Kilisesi’nin terasından aynı kareye düşen haç, çan ve minare…

çan ezan

 

Üstteki iki fotoğraf, gençlerin uğrak yeri “Sade Kahve” den…

kemancı kız

 

Dünyada ilk ışıklandırılan cadde olan Kurtuluş Cadde’sinden bir dükkan.

kurtuluş caddesi

 

Yine Kurtuluş caddesi üzerinde, arka tarafında şirin bir bahçesi de olan, tarihi bir kahvedir Affan Kahvesi. Bir gün yol sorduğum bir amca yönlendirdi beni; “Affan’a mutlaka uğra, haytalı da yersin hem”

Tabii ya haytalı, yola çıkmadan öğrenmiştim Hatay’ın böyle bir tatlısı olduğunu. “Adana’da bici bici yiyemedim, onun yerine burada haytalı yerim” diye geçirdim içimden. Kahveye girdim, bahçesine geçtim ve daha siparişimi vermeden öğretti bana Affan;

“Haytalı asla bici bici değildir!”

haytalı

 

 

medeniyetler şehri

 

Bir başka güzel kafe Ehlidar. Haftada bir, film gösterimi oluyor. Bana “Anadolu’nun Kayıp Şarkıları”  rastladı. Pek de güzel oldu…

ehlidar

 

 

“Asi” bir dizi adından öte tabii ki ama biraz bakımsız mı kalmış ne…

Yine de, içinden nehir geçen bir şehirde soluklanmak her zaman iyi gelmiştir bana.

karışık evler

 

Yolda olmak, düşünüldüğünün aksine, çoğu şeye engel değil aslında. Buna dair her gün bir şey öğreniyorum. Bu öğrenişlerin en sürprizlisi de sevgili Abim sayesinde oldu. Yoldayken ve bir adresim yokken  geldi buldu beni doğum günü çiçeği. Ulaştı ulaşmasına da nerede muhafaza etmeliydi? Antakyadaki evim Geyik Kafe. Vaktimi en çok orada geçirdiğimden, kafenin baş köşesine yerleştirdi arkadaşlar çiçeğimi, ben de doyasıya seyrettim her gün.Kafe çok güzel ya, çalışanları ondan da güzel. Giderseniz mutlaka uğrayın, Hasan’la, Özkan’la, Emrah’la, Fikret Abiyle ve diğerleriyle tanışın, mevsimiyse şayet, Fikret Abi’nin kafenin bahçesindeki limonlardan özenle yaptığı limonatasını için, benden de selam edin 😉

geyik

 

Kebapları, közde pişirilen künefesi, en çok da mezeleri meşhur Antakya’nın. Cevizli biber, tuzlu yoğurt, zahter salatası, humus, biberli ekmek… Hepsi birbirinden lezzetli. Ama bana sorarsanız Antakya’da yemek yemenin en güzel kısmı vedası. Yemeğinizi bitirirsiniz, öyle lezizdir ki ayrılmadan önce teşekkür edersiniz ve size “hoşgeldiniz” derler. Evet evet, tam da restorandan ayrılmadan önce söylerler ve bilirler ki hoş gelmişsinizdir…

mezeler

 *Aslında, Antakya’nın yakın çevresinde de gezilip görülecek birçok yer var.  Yol hali, bilgisayarım can çekiştiğinden ve fotoğraf yüklemek neredeyse imkansız hale geldiğinden, Harbiye, Batıayaz, Hıdırbey, Titus Tüneli, Musa Ağacı, Samandağ’a dair fotoğrafları paylaşmayı bir başka zamana bırakıyorum 😉

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s