Sahi, bu yıl sizin hangi yılınız?

Hacer Abla’nın telefonuyla uyandım. “Haydi poğaçanı aldım, çayı demledik. Hayyam’ın karşısındaki terzi dükkanında bekliyoruz seni.”
Terzi Mehmet Amca ile tanışma günü bugün. Dükkana vardığımda sadece Hacer Abla ile kalfa İsmail orada. Birazdan içeriye giriyor bembeyaz saçları ıslatılıp –belki de limonlanıp- özenle taranmış, cildi pırıl pırıl, Mehmet Amca. Hoşgeldiniz diyor, kibarca. Elindeki tencereyi tezgaha bırakıyor. Tarhana Beypazarı’ndan gelmiş de, Mehmet Amca özel tereyağını, nanesini, acı biber salçasını koyunca erişmiş bu lezzete. Sonraki günlerde anlıyorum ki, şayet sabah o saatlerde uğrarsanız dükkana, her defasında Mehmet Amca’nın elleriyle hazırladığı bir lezzeti tadabilirsiniz…

Koca bir buket kırmızı gül var dükkanda. “Bu kez kendime aldım gülleri “ diyor. Hediye etmeyi, ikram etmeyi öyle seviyor ki, ancak onu biraz daha iyi tanıyınca anlıyorum, bu “günah çıkartma” nın içtenliğini…

 

mehmet amca
Çalışmayı çok seviyor amma “mutlaka keyif alarak yaşamalı!” diyor. Ev alma teleşına düşmeden çok önce almış eskice arabasını. Kendine verdiği bir saatlik öğle arasında bile üşenmez, hanımı alıp dağın eteklerine pikniğe gidermiş. “Ay nereden doğar, güneş en güzel nereden batar iyi bilirim ben. Seyrederim, kutlarım, iki duble de rakım varsa yanında…ohh”

Dükkandan içeriye iri-yarı çok şık bir bey giriyor; “Selamun aleyküm”. Mehmet amcaysa “bayramın kutlu olsun” diyerek yanıtlıyor kendisini. Derken bir kişi daha, bir kişi daha ve dükkan şenleniveriyor. Mehmet Amca tek tek tanıştırıyor beni gelenlerle. Bak bu arkadaşım musevi diyor ilk gelen şık beyi göstererek, bir diğerine dönüp, bu arkadaşım da hırıstiyan, bak bu arkadaş alevi, bense sünniyim. Antakya’da alışık olduğumuz tablo oluşuveriyor yine, bu eski terzi dükkanının sabah sohbetinde…

Yerel bir gazete ilişiyor gözüme, Mehmet Amca ile ilgili bir haber yapmışlar. Oradan öğreniyorum; her yıl için kendine bir konu seçermiş Mehmet Amca ve o yıl boyunca pratik etmeye çaışırmış yılın konusunu. Örneğin bir yıl sitem etmeme yılı olurmuş, bir başka yıl barış yılı ya da çok konuşmama/az ve öz konuşma. Bayılıyorum bu fikre. Hemen heyecanına kapılıp “ben de bu yılıma bir konu belirleyeceğim” diyorum. Kendime, zorlayıcı bir hedef bulma telaşına düşmüşken, istersen ben de düşüneyim senin için diyor, bulunca paylaşırım, beğenmezsen seçmezsin…

gazete
Laf lafı açıyor. Mehmet Amca tatlı tatlı anlatıyor. Bir süre önce kaybetmiş -tüm zorluklara rağmen aşkla evlendiği- eşini. Sık sık ansa da onu, yaşadığı her andan keyif almaktan da vazgeçmiyor. Şehrin dışında bahçeli bir evi var. Rengarenk çiçekleriyle tek tek kendisi ilgileniyor. Birkaç tane de masa koydurtmuş bahçeye. En büyük zevki, eşi dostu Pazar günleri bu bahçede ağırlamak. Kendisi rakı içiyor ama her yıl –sadece misafirlere ikram etmek üzere- ev yapımı şarap sipariş ediyor.

Pazarları bahçede kurulan ziyafet sofralarında mutlaka ama mutlaka kalfa İsmail, eşi ve iki çocukları da oluyor. Haftanın altı günü zaten birlikte çalışıyor olmak, aileden de öte yapmış onları. Birbirlerini gözetmeden bir tek plan bile yapmıyorlar. Şehirlerdeki bir çok insanın, çalışma saatleri dışında iş arkadaşlarıyla iki kelam etmeyi bırak, ofiste bile birbirlerine hal hatır sormadan yaşadıkları geliyor bir an aklıma. Sonrasında da, kısa bir zaman önce, hatırı sayılır bir firmadan istifa eden  arkadaşımın istifa mektubundaki dizelerini hatırlıyorum;

“……evet, tek yaptığımız koşturmak. içi oldukça boş, nereye vardığı bilinmeyen, tuhaf bir koşturmaca. neredeyse her gün yaşadığım bu şey, tek kelimeyle: sıkıcı.

halbuki ben gerçekten sohbet edip sizleri tanımak isterdim. her birinizin hikayesini, neler düşündüğünü, neler hissettiğini, mesela ergenliğinin nasıl geçtiğini, ya da çocuk sahibi olanlar için çocuk sahibi olmanın nasıl bir duygu olduğunu sorardım. hobilerinizi, eşinizle tanışma hikayenizi, ya da sevdiğiniz birini kaybettiğinizde hissettiklerinizi bilmek isterdim. kedileri mi yoksa köpekleri mi daha çok seversiniz? hiç ameliyat oldunuz mu? en sevdiğiniz yemek ne mesela, tarifi neydi ki? eğer fırsatım olsaydı, hayattan aldığınız büyük dersleri sorardım. pişmanlığınız var mı hiç, sorardım. ya da tam olarak istediğiniz işi yapacak olsanız, ne yapmak isterdiniz, bilmek isterdim…”

 
Mehmet Amca diğer kardeşleri gibi üniversiteye gitmemiş ama çok okumuş. Hala da okumakta. Her konuda mutlaka bilgisi olduğu gibi, hem bilgilerini güncelliyor hem de mutlaka başkalarının fikrini soruyor.
İki genç arkadaşından bahsediyor bir ara. İkisi de yüksek tahsilli. Evlenmek istemiyorlarmış. Merak etmiş ve sormuş Mehmet amca, neden böyle düşünüyorsunuz? Onların düşüncelerini özetledikten sonra bana döndü, sen ne düşünüyorsun Hülya kızım bu konuda, sizin bakış açınızı anlamaya çalışıyorum. Dilim döndüğünce anlatıyorum birşeyler. Tüm zorluklarına rağmen öyle güzel bir evlilik geçirmiş ki, ne anlatsak aklı çok yatmıyor Mehmet Amca’nın bu evlilikten uzak durma hallerine…

Kalkmama yakın, benim çoktan unuttuğum mevzuya ustaca geri dönüyor. Şayet uygun görürsen benim bir önerim var Hülya kızım. Bu yıl senin için “gönül kapılarını açma ve çağırma yılı” olsun. Haydaaa… “İyi de Mehmet Amca bu kontrol edilesi bir şey midir ki, insanın elinde mi ” gibi birşey geveleyecek oluyorum, cevabı yapıştırıyor; “Elinde kızım elinde, bak yola çıkmışsın ya, aralamışsın işte…”

Sahi ,sizin hangi yılınız bu yıl?

 

 

Reklamlar

3 thoughts on “Sahi, bu yıl sizin hangi yılınız?

  1. Geri bildirim: Tüm dostlarım istifa! | Ruhu Bohçada Gezen

  2. Geri bildirim: Tüm dostlarım istifa ! – Hülya Tosun – Yeşil Gazete

  3. Geri bildirim: BAL GİBİ DE KUTLUYORUM! | Ruhu Bohçada Gezen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s