Sahi, umudun kokusu olur mu?

“Demir eksikliğinden” dedim. “Hem doktor da öyle demedi mi?” “Nasıl ayakta duruyorsun bu kan değerleriyle?” dediydi ya. İşte yorgun da düşünce vucut. İki gün öyle ateş falan… Yoksa pazar akşamı seçim sonuçlarının açıklanması sonrası memleketin hali, ümitsizliğe kapılmam, herşeylerden vazgeçesimin gelmesiyle hiçbir alakası yok bu hastalığın…
Ama ümitsizliğe kapıldığım da bir gerçek dedim. Hiçbirşey yapmak gelmiyor içimden.

“Hayır!” diye itiraz etti vakit kaybetmeden. “O umudu korumamız gerek!”

Durup dururken çıkagelen bir eski sevgili. -Yıllarca herkes tarafından Polyanna olmakla suçlanan ben, dünyanın en gerçekçi adamlarından biri olan o- Sanki vakti zamanında ödünç aldığı umudu geri vermek için en uygun zamanı kollamış da işte tam da o gün, en çok ihtiyacım olduğu anda, aldığından da çoğunu vermek istercesine…
“Şimdi vazgeçemezsin, hiçbirimiz geçemeyiz. Mücadeleye devam etmek, hatta asıl şimdi başlamak, özgürlük alanlarını genişletmek…” bişeyler bişeyler dedi. Ateşten tam da dinlemedim ya bendeki yankısı koca koca adımlar atmak, çarkların dişlileri arasına girmek….vs oldu. Dedim ya demir eksikliği ve ateş. Öyle koca koca adımlar atacak, mücadele edecek gücüm yok be adam dedim. “Yolculuğa çıkıyorsun ya işte” dedi, ” En iyi bildiğin şeyi yap öyleyse”.

Bir an düşündüm, nasıl geçen yıl Mersin’deki çocuğun Mektubunu Siirtte’kine, Tunceli’deki çocuğun mektubunu Rize’dekine götürmek ve hiç tanışmadan arkadaş etmek onları, heyecan veriyorduysa bana, yeni yolculuğumda da demir eksikliğine rağmen enerji bulacağım ve heyecanlandığım birçok şeyi hatırladım…

İşte bu konuşmadan iki gün sonraya denk düşer Sibel’imin sınıfındaki çocukların bana yaptıkları sürpriz. Sınıfı ilk ziyaretimde anlattığım bir masalı ezberlemekle kalmamış bir de tiyatro oyunu yazmışlar. Büyük bir ustalıkla ve gururla sergilediler defalarca prova ettikleri oyunlarını ve onlar oynarken ben titredim heyecandan. Yolculuk öncesi bir kez daha buluşmak için sözleştik. O buluşmada, Hatay’da henüz tanışmadıkları arkadaşlarına yazdıkları mektupları da verecekler ve yeni masallar anlatacağız birbirimize… Bir de tabii Nisa’nın sözü var. O da çok seviyormuş benim gibi ellerine kına yakmayı. Onlarınki özelmiş ama. Babaannesi Sivas’tan getiriyormuş; “gelin kınası”. İlla sana da getireceğim Hülya Abla dedi. Yola çıkmadan yakarsın. Nisa’nın minicik ellerindeki kınayı kokladım doyasıya… Sahi, umudun kokusu olur mu?

sibel sınıf145326

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s